huğ ev

Bugüne kadar yazılmış her şeyin bizim hikayemizi anlattığını biliyoruz. Bu hikayenin geçtiği mekanı tanıyoruz. Piyasaları anlatan bir kitapta da, sıfırın bulunuşunu anlatan bir kitapta da, bir romanda da karşılaşabileceklerimiz az veya çok aynıdır; hayatın örgüsü. Tam da bu yüzden doğa yazını denilen kategoriye bir sınır çizemiyorum. Geometrinin bulunuşunun tarlaların sınırı çizebilme ihtiyacıyla, haritacılığın peyda olmasının denizle hatta sularla kara arasındaki değişken sınırlarla da ilgili olması gibi. En uzak ihtimalmiş gibi görülen şey bile göbeğinden doğaya bağlı. Hareket noktamız, bastığımız zemin, malzememiz, yuvamız doğa. Nasıl ilgili olmasın ki? Gün sonunda farkında olalım veya olmayalım hepimiz akan sularla, karşıki dağa yağan karla ilgiliyiz. Hayatın örgüsü, bizim hikayemiz bu.

Örgüye koştuğumuz bitkilerden ikisi; kargı ve saz. İtiraf etmeliyim ki beni onların derdine düşüren bitkilerin kendisinden çok huğ veya hu diye adlandırılan evler oldu. Daha doğrusu yerel dilde yumuşak g söylenirken yutulduğu için uzunca bir süre hu ev diye bildim bu ottan evlerin adını ama aslı huğ imiş. Eğer Çukurova’da Seyhan ve Ceyhan nehirlerine komşu bir toprak parçasında yaşıyor olsaydım bitkilerin neliği beni daha çok meşgul ederdi kuşkusuz ancak çok uzakta, tüm sulak alan bitkilerine ters bir kurakta yaşıyorum. Yine de hayatıma faydacı bir yerden dalışlarında bile bir keramet gizli. Böylelikle sulak alan otlarına “sen kimsin?” diye sormayı öğrenebildim. Zaman zaman ziyaret edebildiğim Ceyhan nehri kıyısındaki Adalı köyü hem huğ evle hem de kamış, kargı, topuk ve sazla tanışıklığım adresi. Bu bitkiler sadece insanın ürettiklerine (ev, sepet, semer, müzik aleti, hasır, çit vb.) malzeme olmalarıyla değil, suyu koruyan birer bekçi gibi kıyılarda volta atan otlar olmakla, kurbağaların, kuşların, nehrin denize döküldüğü yerlerde balıkların yuvası olmakla nam salmışlardır. Yani bıraksalar salarlar da doğrusu bu kısmı pek kimseyi ilgilendirmiyor.

Kargı (Arundo donax) – Silifke/Susanoğlu deniz kıyısından)

İçinden nehir geçen şehirlerde çok uzun bir süredir kanal ve nehir yatakları kendi haline bırakılmadığı için birlikteliklerine şahit olmak biraz zahmet istiyor. Zahmet dediysem öyle çok değil, insanın bitip bitkinin, kuşun başladığı kuytuları bulmak yeterli. Kaldı ki kargı ticaretinin giderek artan yoğunluğu onları nadir bitkiler kategorisine sokmuyorsa bu yaşama olan koparılamaz bağlılıklarından. Çukurova’da bu topluluğun asıl yuvası tarla açmak, sıtmadan kurtulmak için kurutulan bataklıklardı. Şimdi göz ardı edilmiş yerlerde bataklıklarını geri almaya uğraştıklarını sanıyorum.

Huğ ev replikaları Osmaniye ve Mersin’de sergilense de artık bu teknikle ev yapan kalmadı. Mersin’de kazıları süren Yumuktepe Höyügü’ndeki kalıntıları ise bize 9000 yıl önce bile bu topraklarda var olduklarını gösteriyor. O zamanlar öyle olmasa bile yapı malzemeleri çeşitlendikçe yoksulun evi sayılmış huğ evler. Öyle görülmüş, öyle muamele edilmiş. Aynı köyde yaşayan zengin biri ovada bulunamayacak taşı öte dağdan getirtip kendine taş ev yaptırırken, yoksul kamışları, kargıları kesip 15-20 günde huğ evini kurarmış. Yoksulun çözümü hep otlu. Yiyeceği ot, evi ottan, damı ottan. Bu çevrimin bugünkü ifadesi zenginin atıklarıyla kurulmuş evler olsa gerek. Ekolojinin yoksul olmakla ilgisi üzerine de konuşmalıyız.

Kasım’dan itibaren su kenarlarından kargı, kamış ve saz biçilir. Kargının toplanma zamanı malzemenin ne için kullanacağıyla yakından ilgilidir. İdeal biçim zamanı geldiğinde gelişim dönemini tamamlamış olmalıdırlar aksi takdirde kururken buruşabilirler. Adalı’da dam örtüsü olarak kullanılan sazlar ise bitki tohuma dönmeden biçilmelidir. Çünkü sazın dehşetli tohumları vardır, bir dağıldı mı tüm evreni kaplamaya meyleder.

Kargıyla örülüp sıvanmış duvar. Normalde kargılar çamurun içine tamamen gömülmüş olur, bu örnekte sıva yer yer dökülmüş.

Duvar malzemesi yöreye göre değişmekle birlikte kimi yerlerde kargı kamışıyla (Arundo donax) duvar örülür, kimi yerlerde murt (Myrtus communis) veya cilpirti/cılbırtı (Fontanesia phillyreoides) dalları kullanılır. Çatı yapılırken önce evin iskeletini oluşturan ahşap direkler üzerine kargıyla örülmüş bir hasır serilir. En üste de demet demet bağlanarak birbirine sımsıkı tutturulan sazlar (Typha sp.) dizilir. Dizme ve bağlama işi oldukça önemlidir. Yeterli özen gösterilmezse sert bir rüzgarda bütün dam örtüsü uçabilir. Sazın çiçekli başları çatının en yüksek noktasına bakacak şekilde yerleştirilir. Duvarın üzeri samanla karıştırılarak yoğrulup mayalanmaya bırakılan beyaz/kireçli toprakla sıvanır. Çamur kuruduktan sonra kireçle badana edilir. Yerler de çamurla sıvanır Ertesi sene eğer dam akıyorsa bir kat daha saz örtülür. Bu işleme hamlama denirmiş. Duvarın badanası her yıl yenilenir. Yere ise bulamaç kıvamına getirilen çamur sürme işlemi tekrar edilir.

Yaşar Kemal de Binboğalar Efsanesi’nde şöyle anmış huğ evleri; “Evlerini Çukurovada çok bol olan cilpirti çalılarından, kamışlardan, sazlardan yapıyorlardı. Uzun cilpirti çalılarını kesiyorlar, ağıl örter gibi örüyorlar evlerin duvarlarını, sonra çamurla sıvıyorlardı. Bu evlere bir kapı, kapının her iki yanına taka dedikleri küçük pencereler yapıyorlardı. Çit duvarın üstüne ön kamışları döşüyorlar, bağlıyorlardı gene sazlarla. Köyler birer ot yığınıydı. Bu saz evlere “huğ” dediler. Çukurovanın eski yerlileri de bu evlere bu adı veriyorlardı. Onlardan öğrenmişlerdi.”*

Kadınlar mis gibi yufka ekmeklerini açadursun arkada bahçe çiti olarak kullanılan kargı örneği görülebilir..

Kargı kamışı Türkiye’de Doğu Karadeniz, Ege, Marmara’nın güney ve batısı ve Doğu Akdeniz’de yetişiyor. Müzik aleti, örneğin Ney de kargıyla yapılıyor. Özellikle ney için kullanılan kargıların Hatay’ın Samandağ ilçesi Asi Nehri kıyılarından toplanması tercih ediliyormuş. Ney için aranılan özelliklere sahip kaliteli kargılar bir tek bu bölgede bulunurmuş. Su örnekleri alınırken Asi nehrine de uğramamıza rağmen fotoğraf çekemedim, çünkü akşam delicesine esen bir rüzgarla birlikte gelmişti. Neyse ki kargı duvarları rüzgarla aramıza girip bizi korudu. Saz türleri ise Türkiye’nin hemen her yerinde yetişiyor. Kargının yetişmediği yerlerde pekala yetişkin saz kamışları da (Phragmites australis) kullanılabilir. Birbirine benzeyen ve aynı yetişme alanını da paylaşan kamış ve kargıyı ayırmanın en basit yolu diğer özellikleri yanında kargının çok daha uzun ve kalın cidarlı bir bitki olmasıdır. *

Ovadaki huğ evler sessizce ve arkalarında iz bırakmadan çürüyüp yıkıldıktan, Yumuktepe Höyügü arazisinde kalan bir örnek kurtarılmaya çalışılmasına rağmen seslice yıkıldıktan sonra bile hala köylerde huğ örnekleri görmek mümkün. Huğ evden kalma bir duvarı örneğin. Çünkü kargı çok dayanıklı bir bitkidir. Eğer evin ahşap iskeleti sağlamsa (kargıları bağladıkları bu ahşaplara dikeç diyorlar) duvar ayakta kalır. Fotoğraflarını paylaştığım da bunlardan biri. Bir zamanlar ev iken şimdi kiler ve tandır olarak kullanılıyor. İçinde yaşayanlar yazları serin, kışları ılık olurdu diyor. Zaten Çukurova’nın soğuğu insanı korkutmaya yeltenmez. Çatısındaki sazların, kargı hasırın yerini tenekeler almış olsa da duvarlar ufak tadilatlarla ayakta duruyor. Aslında belki tadilat bile gerektirmezmiş ama evin babası kargıların betonu bile taşıyacağını düşünüp çamur sıvanın üzerine çimentoyla sıva yaptırmış. Ama kargı betonu sevmeyip kısa bir süre sonra çamurla birlikte üstünden atmış. Marangoz diliyle söylersek çalışan yani canlı malzemeler birbirini seviyor. 50 yıllık duvarlar içlerinde 50 yıl öncenin sazlıklarından izler taşıyor. İliklerini incelesek şimdi göremeyeceğimiz çeşit çeşit kuştan, balıktan, böcekten haber verebilirlerdi.

Betonu üstünden atan huğ

Anlatanlar özlemle hatırlamıyorlar huğ evde yaşadıkları günleri. Yoksullukla birlikte anıldığı için onların kafasında da utancın simgesine dönüşmüş. Huğ evde büyüyen gençler beton evlerde büyüyen arkadaşlarını misafir etmeye utanırmış. Her gün yerleri silerdik diyor evin o zamanlar genç kız olan üyesi. “Ne kadar silsek bize temizlenmiyormuş gibi gelirdi.” Oysa çiğnenmekten, silinmekten betona dönmüştür zemin. Kirlilik duygusu zor kullanarak beynimize sızıp lekeleri parlatıp büyütmüş olmalı. Zaman geçmiş her zaman olduğu gibi devran tersine dönmüş. Şimdi çağırıyorsunuz gelip en azından evinizin çatısını otulan döşüyorlar. Yemeklerin kaderinde olduğu gibi yoksulun mecburiyeti zenginin menüsüne bir kere dahil oldu mu kargının/sazın ederine yaklaşmak zor olsa da bir nehrin kıyısında yaşıyorsanız kargı, kamış, saz biçip evinizi yapmanın önünde hiçbir engel yok. Hem artık bir sürü şey söylenebilir size ama kimse ‘yoksul’ demeyecektir.

Aldo Leopold öldükten sonra yayınlanan “Bir Kum Yöresi Almanağı” kitabının adını “Büyük Zenginlikler” koyacakmış aslında. O ölünce oğlu Luna ismi değiştirmiş. ‘Büyük zenginlikler’ adını seçmesinin nedenini anladığımı sanıyorum. Neyin zenginlik olduğunu yeniden tanımlamadıkça hepimiz dayanılamayacak kadar yoksul olacağız. Bu cümleyi okuyan birçok kişi büyük zenginliğin ne olduğunu bildiğini düşünecek. Düşünmesin.

Mersin Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen huğ ev replikası:

Fotoğraflar için Kader Çetintaş ve Sema Uğurlu’ya çok teşekkür ederim. Replikanın sergilendiği alanda bulunan tarihçe bilgisiyle malzemelerimize bir bitki daha eklendi; Zanzalak. Her ne kadar bilimsel adı yazılmamış olsa da araştırdığıma göre “Melia azaderach” olmalı veya Tespih çalısı (Styrax officinalis) olabilir. Bu bilgi teyide muhtaç, sorup güncellemeyi umuyorum. Replikanın çok başarılı bir örnek olduğunu söyleyemeyeceğim ama malzemelere ve nasıl kullanıldıklarına dair bir fikir veriyor. Kargılar ahşap direklere doğru bir sırayla bağlanmamış. Belki gerçek hayatta da böyle oluyordu çamurun tüm hataları kapatabilme gücüne sığınılıyordu.

Bununla birlikte çatıya serilen kargı örülmemiş, saz örtüsü çok ince kalmış ve beyaz/kireçli toprak kullanılmamış denilebilir. Neyse ki müzedeki huğ eve yağmur yağmayacak, içinde de kimse yaşamayacak. Bir örnek bile olsa ekilebilir toprağın kullanılmış olması ise üzüntü verici. Umarım yanlış yorumlamışımdır.

Tarsus Huğ ev örnekleri ve kargı kesen bir işçi
Ricam üzerine konuyla ilgili arşiv fotoğraflarını paylaştığı ve fotoğraf çektiği için Aratos Kültür Sanat Evi’nden Uğur Pişmanlık’a çok teşekkür ederim.

Tarsus’ta yapılan kargı ticaretinden örnekler

Kendime ödev: Mümkün olabilirse kargı örgünün nasıl yapıldığıyla ilgili bir örneği yazıya eklemeye niyetliyim.

Kaynaklar

* https://www.yumuktepe.com/hugdan-gokdelene-mersin-4-bolum

Bitkilerle ilgili bilgi ve fotoğraflar için şu kaynakları inceleyebilirsiniz;
https://www.gezenadam.com/flora/AI.php?ID=1049
https://kocaelibitkileri.com/typha-angustifolia/
https://turkiyebitkileri.com/tr/foto%C4%9Fraf-galerisi/oleaceae-zeytingiller/fontanesia-c%C4%B1lb%C4%B1rt%C4%B1/fontanesia-phillyreoides.html

Sele-sepet örücülüğü ile ilgili şu kaynakta saz bitkisinin nasıl değerlendirildiği anlatılıyor; https://e-sehir.aksaray.edu.tr/2021/03/23/gulagac-sele-sepet-oruculugu/

Kargı, kamış toplayıcılığın yapıldığı Eber Gölü’nden; https://www.youtube.com/watch?v=KoyBiZuA_XI

Yukarıya kaydır