torba

Geçen gün mahlepi sordular. Bana mahlep sorulur mu? Yatıp kalkıp bahsederim mahlepten, hiç bıkmam. Meyvesini anlattıydım ama o vakit henüz bu bölgede ağacına denk gelememiştim. İşte huzurundayım; mahlep, namı diğer idris ağacının. Kirazın en dayanıklı, yaban görmüş anacı.

Mahlep diye diye dolanıyordum ki, biri derdimi duydu, yolu gösterdi. Gördüm ki mahlebin de başı dertte. Yaprakları pırıl pırıl parlıyor bitin şırasından. Burada bitin çıkardığı sıvıya “şirin” deniyor, Adana’da zenk. Şirin’i öğrettiler, biti sevdim. Mahlep sızlanıyor ama “koca ağaçsın, atlatırsın” diye avutuyorum. Meyvelerin hepsi aynı anda olgunlaşmıyor bizim terbiyeli ağaçlarımızda olduğu gibi. Daha başında yeşili varken öte yanda alı duruyor. Ellerimi şirine bulaya bulaya bir avuç tohum topluyorum.

Meyve ekşi ve buruktur. Rengi sarıya, kırmızıya sonra siyaha döner. Tohum yüzeyi pürüzsüzdür. Kuşlar olgunlaşan meyveleri sıyırmış, sapın ucunda duruyordu tohumlar. Tohum topluyorum dediysem, böyle. Mahlebin meyvesi bana mı düşecek bunca kuş varken. Bu yüzden ekiyorum mahlebi, pervanesi kuşlar. Mahlep meyveye durduğunda bazı kuşlar neredeyse sadece mahlep yer. İspanya’da yapılan bir çalışmada temel tohum dağıtıcılarının karabaşlı ötleğen ve karatavuk olduğu görülmüş. Erik kırlangıç kuyruğu kelebeğinin de yumurtalarını bıraktığı ağaçlardan biridir.

Azar azar, kuşu sınamadan verir meyvesini, mahlep. Hepsini bir günde yiyebilse, ağacın istediği kadar uzağa taşıyamaz tohumu. Meyveler olgunlaşmak için sıraya girsin ki, kuş her gün gidip gelsin, öyle ekilsin bu dağa mahlep. Kuşun tek torbası midesi.

Yukarıya kaydır
%d blogcu bunu beğendi: