hastalık molası

Karantina günlerini geçirdiğim evde günümü aydınlatan Karabaş otu (Lavandula stoechas) Beyaz çiçeklisini ilk kez görüyorum, teşekkürler hayat.

Annemin Covid-19 hastalığıyla, aşılar ve salgın süreci ile ilgili notlar;

26 Ağustos 2021

Annem. Nihal hatun. Diline hakim olamayanların, tereddütlerin, berbatların politikasının yol açtığı şüphelerle aşı vurulmayı erteledi. Tam bu sorunları beraberce aşmıştık ki virüs kaptı. Virüsün nörolojik semptomlara neden olduğunu biliyordum ama epileptik nöbetlere benzer bir belirtiyle kendini gösterdiğini bilmiyordum. Oysa sadece bu şikayetle gelen hastalar varmış. Derken enfeksiyon, ateş ve ağrı da eklendi tabloya. Hastaneye yatırdık, dört gözle aramıza dönmesini bekliyoruz. Haklı veya haksız bunca güvensizlikle başedebilecek kadar güçlü kelimelerim yok. Tek dileğim sizin veya sevdiklerinizin başına benzer bir hal gelmeden, gerekli duyarlılığı gösterebilmeniz. Hepimiz sağlıklı değiliz, birbirimizi koruyabilmenin tek yolu orman olabilmek. Nihal hatun daha öreceğimiz cimemler, yürüyeceğimiz yollar var, seni çok seviyoruz.

2 Eylül 2021

Dileklerini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim. Sözlere inanıyorum ve hepsi bize güç verdi. Annemi hastaneden çıkardık, tedavisi evde sürecek. Bu konuyla ilgili ayrıntılı yazacağım ama süreci geçirdiğimiz Antep’ten görünenleri kısaca belirtmek istiyorum, belki birilerinin işine yarar. Covid üç kişiden birinde nörolojik belirtilerle seyrediyor olmasına rağmen hala sadece solunum yollarında hastalık yapıyormuş gibi muamele görüyor. Lütfen bu konuda birbirimizi uyaralım. Aşılama, atölyede, fabrikada, ofiste çalışmak zorunda olan, kronik hastalıklara sahip, alternatifi olmayan ve hastalandığında doğru tedaviye ulaşma şansı çok düşük olan insanları koruyabilmenin tek yolu. Bir şekilde avantajlı ve yolunda hayatlarımız içinden aşı karşıtlığı yaparak, alternatif önermeyerek, insanların tutunabileceği tek dalı kesiyoruz. Aşı vurulmak ve maske takmak daha iyi bir alternatif bulamadığımız sürece kendimizi ve birbirimizi korumamızı sağlayacak. Lütfen bunu korkmakla ve biat etmekle ilişkilendirenlere tamah etmeyin. Sevgilerimle.

4 Eylül 2021

Aşılamanın başarıyla altından kalkabileceğimize ihtimal vermiyorum. Sonuçta patentli aşılardan bahsediyoruz. Aşıyla ilgili üç kaygımdan biri bu. Utanç verecek kadar az dert ediliyor. Küresel bir salgın yaşıyoruz, Hindistan’da ortaya çıkan bir varyant iki gün sonra yanı başımızda soluğu alıyor ve tartıştığımız neredeyse tek konu aşıların güvenli mi, tehlikeli mi olduğu. Diğer ikisi; hemen hemen bütün ilaç ve aşılar gibi hayvanlar üzerinde denenmeleri ve mrna aşılarının olası başarısının genetiği değiştirilmiş gıdalar da dahil olmak üzere insanın kontrol yanılmasını çok daha fazla derinleştirecek olması. Öte yandan yanı başımızda nükleer santral kuruluyorken aşının genetiğimizi değiştireceği tartışması yapıldığını görmek acı veriyor veya suyumuza, havamıza, gıdamıza, ormanımıza, toprağımıza sahip çıkmaya hiç bu kadar hevesli değilken aşıdan kanser/hastalık umacısı yaratmak.

Dağ başında yaşıyor olmama rağmen 2. karantinamı atlatmaya çalışıyorum. Bu arada şehirde 6., 7. karantinasını devirenler var. Hastalığın olası ve pek dikkat çekilmeyen etkilerinden, aşının ve maskenin bizzat deneyimlediğim koruyuculuğundan bahsetmek gereği hissettim. Gerçi ikisinin de benim bizzat deneyimlememe ihtiyacı yok ya, yine de +1 olsun. Kaç gündür ve ilk defa densizlik ve düşüncesizlik içeren yorum sahiplerini engellemekle meşgulüm. Bilgisizlikle, korkaklıkla, biat etmekle suçlayanlar eksik olmuyor. Nasılsa burası tam da bunun yeri, zaman da tam da bunun zamanı, rüzgar da buradan esiyor, ha gayret. Örneğin biri televizyonu kapatırsam covidin biteceğini söyledi ki hak vermedim değil, kapatamıyorum çünkü 11 yıldır televizyonum yok.

Bilgilenmem için önerilenlerden biri VAERS’ti. Sadece Covid aşıları için değil tüm aşılar için çok değerli bir veritabanı olması bir yana daha şimdiden bir aşının revize edilmesini sağladı. Takibini burada günlerini geçirmek isteyenlere havale ediyorum. Girilen veriler doğrulanacak, analiz edilecek ondan sonra yararlanacağız, oturup ‘amanın neler olmuş’ diyerek değil. Üstelik bu analizi konuyla ilgili bilim insanları, bağımsız kuruluşlar hatta Soner Yalçın bile yapıyor. Veritabanının tutulma sebebi bu. Şu anda çevremde aşıdan ürkmeyen veya aşıya temkinli yaklaşmayan kimse yok, vurulanlar da bu toplamın içinde. Tabii ki sol göz seğirmesi dahil her şey aşıya bağlanacak. Bunu kimi doktorlar dahi yapıyor. Kısacası aşıların olası yan etkilerinden çok daha ağır yan etkileri olan aşağılamalara, düşüncesizliklere, densizliklere bu sayfada yer açmayacağım.

Eğer Vaers’e bir veri girebilecek olsaydım şu biten son haftaya sığan bir arkadaşımın ölümünü ve annemin hastalanmasını çok rahat aşıya bağlayabilirdim, Bir bağlantısı olmadığını düşünsem de suçlu da ilan edildiler çabucak. Sorumluluk almayan veya alamayacak durumda olanlar adına bu sorumluluğu taşımak durumunda olmak ziyadesiyle yorucu. Belki de çok uzunca bir süredir kendi hayatımızla ilgili seçim yapmak zorunda olmamanın rehaveti içindeyiz, özellikle sağlık konusunda. Düşünme, anlama, yorumlama yeteneğimizi yitirdik. Bu da hem kendisi hem de çevresi için sorumluluk alanları zorluyor.

İyiliğim için önerilenlerden biri de pandata idi, diğerleri de benden olsun; childrenshealthdefense, greenmedinfo ve daha niceleri. Aşıyla, salgın süreci ve yönetimi vb. ile ilgili eleştirel/olumsuz/karşı vb. yayın yapan siteler. Herhangi bir makaleyi okuyup iyi ki aşı yaptırmamışım diyebilir, aptalca bulabilir, tam tersi yayınlar yapan bir sitede aşıyı savunan bir makaleyi okuyup hemen yaptırmalıyım diyebilirsiniz. Zamanımın çoğunu bitkilerle ilgili benzer makaleler arasında geçiriyorum. Bouvard ve Pecuchet’e bağlanmadığım an yok. Bilim böyle çalışıyor; deneye yanıla.

Covid aşıları dahil olmak üzere hayatımızdaki tüm aşılar hatta ilaçlar da risk-fayda analizlerine tabi tutularak kullanılmaya başlanır. İntihar eğiliminine sebep olan ilaçlarımız bile var. Henüz uzun süreli veya kısa süreli kullanımda yan etkisi olmayan, ilaç ve aşı hatta ne de bitkisel destek tedavileri gördüm. Mrna aşılarında aşı karşıtlarının sanki bir sırmış gibi paylaştığı, yaydığı oysa bizzat aşı üreticilerinin özellikle vurguladığı iki olası yan etki başlığı var; ilki yangı/iltihap, ikincisi uyarılmış bağışıklık tepkisi. Dedikleri gibi de oluyor. genç erkeklerde görülen çoğunlukla ayakta tedavi edilen “kalp kası iltihabı” veya şimdilerde gündeme alınıp incelenen böbrek iltihabı gibi. Deniliyor ki risk/fayda analizine göre virüs de bu ve benzeri daha ağır hasarlar bırakıyor, aşının yaptığı yapabileceği etkiler çok daha hafif ve çok daha az insanda görülüyor, dolayısıyla aşı hala güvenli. İşe yarıyor, ölüm, yoğun bakım ve hastaneye yatma oranlarını anlamlı şekilde düşürüyor, vb. Risk sayısal bir değer olduğunda bir anlam ifade etmezken, üstlenmek zorunda kaldığımızda soğukkanlı olmak daha zor olacaksa da yan etkisiz bir bilimimiz yok, hiç olmadı.

Aşı vurdurmak bizi bu teknolojinin, aşı şirketlerinin, devletin sözcüsü yapmaz. Olanı anlayabilme şansını giderek yitirdiğimiz bir güvensizlik bataklığında yaşıyoruz. Bu bataklıkta mutfakta bir tedavi, aşı geliştiremeyeceğime göre iyi bilime ve adaletli bilim insanlarının rehberliğine güvenmek zorundayım. Kaldı ki hayatımız bu ve benzeri güven ilişkileriyle dolu. Aksi bir kabus olurdu.

7 Eylül 2021

Kendimi Madagaskar yerlileri* gibi hissediyorum. Sofradan dökülen kırıntılarla besleniyorum ama yemeğin faturası bana kesiliyor. Buna rağmen kendimin sevdiklerimin, tanısam sevebileceklerimin hayatını riske atmak pahasına böyle bir sistemin önerebileceği belki de yegane çözümü elimin tersiyle itmediğim için soluğumu kesecek kadar düşüncesizce önerilerle karşılaşabiliyorum. Zurnanın zırt dediği yere gelmişiz, kimi doğal bağışıklık, kimi sürü bağışıklığı, kimi de en önemli şey kişinin bağışıklığı diyor. İyi de nasıl?

Bağışıklıklığı güçlendirme/sağlıklı beslenme öğütlerini duymaktan yorulmuş olabilirim. Belki de kulak kabarttığım için duyuyorum, o da mümkün. Ancak bu cins öğütler genele yönelik ise ve uygulamaya dönük politikalarla besleniyorsa başka, bir kişiye verilmiş öğütler ise başka anlama geliyor. Bu öğüt cinsinin kişiye verilmesi ayıp sayılsa keşke. İki sebepten; sağlıklı olmak sadece gıdalara bağlı olmadığı, aynı zamanda sağlıklı gıda sağlıklı bir çevrede yetiştirilebildiği için. Bu da öyle salt 2 kilometre mesafede tarım zehiri kullanılmaması ile çözülebilecek bir sorun değil ne yazık ki. Birçok kötü insanla aramda 2 kilometreden daha fazla mesafe var ama yaptıkları her şeyden etkileniyorum. Bağışıklık sisteminin çalışabilmesi yeterli beslenme ile yakından ilgilidir ama sistemi şekillendiren başka faktörler de vardır; genetiğimiz, stres, yaşama biçimimiz ve çevremiz. Bağışıklığınızın sağlıklı işleyebilmesi için, örneğin bol D vitamini almaya özen gösterebilirsiniz ama eğer madenlerde, bodrum katında bir atölyede çalışıyorsanız, böyle öğütler size sadece sağlıksız bir insan olabileceğinizi hatırlatarak acı verici deneyimlere dönüşebilirler. İkincisi kimse yetersiz beslenmeyi tercih ettiği için yetersiz beslenmez veya kötü bir çevrede yaşamaz. Kötünün iyisiyle de oyalanmaz, direk iyiye sarılır seçme hakkı olsa. Gönül rahatlığıyla denilecek tek şey şu galiba; “sağlıklı olma hakkın için harekete geç”. Her yerde; ofiste, evde, okulda, tarlada, bostanda, fabrikada… Böyle bir yaklaşım her şeyi kapsardı; su, gıda, toprak, hava, boktan olmayan bir iş/yaşam, dolayısıyla gezegenin iyiliği için mücadele etmeyi.

Gün sonunda doğal bağışıklık, sürü bağışıklığıyla aynı anlama geliyor. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir anlayışı. Ölenlerin de çoğunlukla kim olacağı belli şu durumda; ücretliler, yoksullar, göçmenler, kronik hastalıkları olanlar, tedaviyi bekleyenler vb. Örneğin İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin salgının birinci yılı nedeniyle yayınladığı rapora göre “Covid-19 nedenli iş cinayetlerinin istihdam dağılımına baktığımızda 724 ücretli ve 137 kendi nam ve hesabına çalışan hayatını kaybetti. Yani ölenlerin yüzde 84’ünü ücretliler yüzde 16’sını ise kendi nam ve hesabına çalışanlar oluşturuyor.” %43’ü ise sağlık çalışanı. Birilerinin adına konuştuğum sanılmasın lütfen, sağlıklı olmaya, çalışan bir bağışıklık sistemine ancak teğet geçebiliyorum. Ama sumağım var, sumağım. C vitamini deposu, antioksidan, antiinflamatuar, kan şekerini düzenleyici, enfeksiyonlara karşı korur, idrar söktürücü vb. Hani neredeyse Covid-19’la tek başına savaşabilir.

İşlerin öyle değil de böyle yürüyor olmasının bedelini, özellikle sağlık sektöründe (sektör diyorum dikkat, fena bir iş dünyası terimi) henüz aşı ortada yokken ödemeye başlayanlardanım. Aşının beni sağlık sektörünün veya fonksiyonel, tamamlayıcı, o, bu, şu tıbbın müşterisi olmaktan koruma potansiyelini sevdim. Derdim hasta olmakla ilgili değil. Hastalık da sağlık kadar normal. Hatta bu sistemin normal eşiği bu. Ama zinhar müşteri olmaya razı değilim.

Kimi de bunlar iyiliğimiz için aşıyı piyasaya sürmedi diyor. Elbette sürmedi. Özlem Türeci ve Uğur Şahin kahramanım değil, Pfizer hiç değil. Ama kötülük olsun diye sürdüklerini düşünmek için de elimizde hiçbir kanıt yok, spekülasyonlardan başka. Yani hep ne oluyorsa o oluyor. Aşı patentli, üretiliyor, satılıyor, acayip kar ediliyor. Gerekli olmamasına rağmen (henüz) 3. doz diye ittiriyor Uğur Şahin. 3. köprü nasıl ittirildiyse öyle. Belki de yaşadığımız hayat komplodur, hiç düşündünüz mü? En iyisi de bu diyor içimdeki ses, en iyisi de bu; köklerinden emin, rüzgara karşı ince bedenli bir kızılçam gibi durmak. Artık orman ne verebiliyorsa.

Ne diyecektim; sumak toplamaya gelin, zamanı geldi. Bedava. Hava gibi bedava. Su gibi değil, çünkü su paralı. Hem yardımlaşırız, hem evinizin ihtiyacını götürürsünüz, olur mu?

* Bu soruna katkıları olmamasına rağmen iklim krizi sebebiyle kıtlık yaşayan ülke ve halkı.

12 Eylül 2021

Yaşanan aşı tartışmalarında Haskell’in golf topları aklıma gelip duruyor. Birbirini iyileştirmeyi tüm doğal, kendiliğinden pratikler gibi iş edinmiş insanın her konuda olduğu gibi artık uzmanlara havale ettiği iyileştirme pratikleri karşısında duyduğu güvensizlik, geleneksel tıbtan, halk hekimliğinden ilham alarak geliştirilen aşılar bu denli karalanınca çoktan yitirilmiş olan güvenin, bilgeliğin kaybına yas tutuyorum. Üstelik yerine, anlamlı, herkesin ulaşabileceği bir şey koymadan. Haskell, Saklı Orman’da “Yeryıldızı” adını verdiği bölümde 1 sene boyunca gözlemlediği ve mandala adını verdiği yeryüzü parçasının doğal olmayan ziyaretçilerinden bahseder. Hemen mandalanın üzerindeki yüksek kayalıklarda bulunan golf sahasından buraya düşmüş iki golf topundan. Mandalanın doğallığı karşısında “son derece çirkin ve uygunsuz” görünen bu topları oradan alıp atmakla, yerinde bırakmak arasında kalırken yaşadığı tartışmayı bize aktarır;

“Öncelikle topları oradan almak mandalayı endüstriyel atıklardan arındırmayacak. Yağmurla birlikte buraya sürekli asidite, sülfür, civa ve organik kirleticiler geliyor. Mandaladaki tüm canlılar , moleküler düzeyde , vücutlarında bir tutam yabancı golf topu taşıyor. Benim buradaki varlığım da şüphesiz ki mandalaya kıyafetlerimden kopan lifleri, yerli olmayan bakterileri ve nefesimdeki yabancı molekülleri getiriyor. Mandalanın sakinlerinin genetik kodları bile endüstrinin damgasını yemiş, uçan böcekler, özellikle de ataları insanların yakınına gelmiş olanlar, pek çok böcek zehrine karşı direnç genleri taşıyor. Dolayısıyla golf toplarını buradan almak bu insan eserlerinden sadece en göze batanını ortadan kaldıracak, ormanın “el değmemiş” insanlıktan soyutlanmışlığı illüzyonunu koruyacak” İçinde bir tutam yabancı golf topu taşıyan tüm canlılar için ne ilham verici bir tartışma. Aynı tartışmada insanın müsrif, dağınık ve basiretsiz olduğundan da bahseder ama sorumluluk duygusunu kendimizden nefret etmeye vardırmayalım da der. İnsana yakıştırdığı bu sıfatlar kimine çok hafif gelebilir, ama bence Saklı Orman’ın yazılma sebebine çok uygunlar. İnsanı bütüne iade etme çabasıdır Haskell’in yaptığı. Tüm üretimleri ve bu üretimlerin yan etkileriyle birlikte onu sadece bir “zararlı” olarak kodlamadan. Her ne kadar bu bölümü hala kafamda tartışmaya devam ediyor olsam da kaybetmeye gönüllü olduğum bir tartışma bu; çünkü Saklı Orman’dan çok şey öğrendim. “Mevcut haliyle dünyaya dahil olma terbiyesinin de bir o kadar anlamlı” olacağı üzerine düşünebilmeyi örneğin.

İsteyelim istemeyelim, bu dünyaya dahil olmamızla birlikte içimizde bir tutam yabancı golf topu yaşamaya başlıyor. Hatta annemizin, babamızın ve onları taşıyan dünyanın bedeninden bize geçti, mirasımız bu. Ve giderek de büyüyor. Yokmuş gibi davranarak yapılan her öneri ise devasa, hep birlikte altında ezildiğimiz bir illüzyonu besliyor; iyi tercihler yaptığı için iyi beslenebilen, iyi yaşayabilen, bağışıklığı “güçlü”, el değmemiş azınlık illüzyonunu. Yeni değil ama bir ayrıcalık türünün sınırlarını keskinleştirmesini izliyoruz. Golf topu bağırsağımda duruyor.

13 Eylül 2021

Yanlış bilgiyle baş etmek çok zor. Sosyal medyada, televizyonda doktorlar, bilim insanları düşüncesizce birçok paylaşım yaparak insanları yanlış yönlendiriyor, sağlığından ediyor. Örneğin bir kardiyolog Covid-19 aşılarına alternatif olabilecek başka tedavilerin varlığına delil ararken Artemisia annua’nın Covid-19 için kullanılabileceğini öneren laboratuvar ortamında ve hücreler üzerinde yapılmış bir araştırma/makaleyi paylaşıyor, bir de bitkinin fotoğrafını koyup adres gösteriyor -üstelik yanlış fotoğraf-. Bunu okuyan/gören insanlar ne düşünür, ne yapar sizce? Öncelikle bu kadar kolay bir tedavisi varken neden böyle bitkilerin üzerine gidilmiyor diyerek aşıya güvensizlik geliştirir – zaten niyet de o- İkincisi bitkiyi kim bilir nereden edinmeye çalışıp karaciğer toksisitesi de dahil olmak üzere yan etkilerle yüzleşmek zorunda kalabilir. Araştırmanın başımın üzerinde yeri var* ama paylaşılma biçimi ve yaptığı açık yönlendirme çok korkutucu.

Artemisia annua sıtmaya karşı geleneksel tıbbın başvurduğu bitkilerden biridir. Hatta sıtma ilaçlarının etken maddelerinden birini (artemisinin) bu bitkiye borçluyuz. Çok da ilginç bir öyküsü vardır çünkü sıtma için kullanılan ve yine bitkilerden elde edilen “kinin” etken maddesi gücünü yitirince imdadımıza yetişmiştir. Ama bugün karşımızdaki sıtma değil. Örneğin Covid-19 virüsüyle tanışan herkese bolkeseden dağıtılan ve aslında tedaviye cevap vermeyen grip vakalarında kullanılan Favipiravir, Favimol, Favira vb. gibi ilaçların etkisi sorgulanıyor. Veya yine sıtma tedavisinde kullanılan Hidroksiklorokin’in akibetine bakın. Ciddiye alınabilecek sağlık kurumları önermediği halde sorumsuzca birçok insanın kullanmasına sebep olundu ancak yenile kullanımına son verildi.** Belli bir virüsün tedavisinde kullanılan ilaçlar başka bir virüsün tedavisinde genellikle işe yaramıyor. Tedavi deyip duruyoruz ama virüslere karşı geniş spekturmlu antiviral ilaç geliştirmenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz; gribin ilacı yok mesela. Riskli grupların ise aşısını her sene vurulması gerekiyor, çünkü ancak belli yaygın virüs varyantlarına yönelik olarak geliştirilebiliyor. Bu durum virüslerdeki çeşitliliğin bakterilere oranla çok daha fazla olması ve henüz tam olarak vakıf olamadığımız güçlü çalışma mekanizmalarıyla ilgili. “Çeşitlilik” yaşamı sürdürebilmek için altın kural.

Aktarlarda bitkiler tür adıyla alınıp satılmıyor, usulüne uygun saklanmıyor ve ideal koşullarda toplanıp kurutulmuş bitkisel ürünlere ulaşmak da çok zor. Bırakın tür adını bilimsel cins adıyla satılan bir ürün bulabilmeniz bile mümkün değil. Adaçayı, kekik vb. olabilir ulaşabileceğiniz bütün bilgi. Ve hepsi de her derde devadır, yan etkileri ise hiç yoktur. Artemisia cinsi Türkiye’de varyete ve alttürlerle beraber 30 bitkiyi kapsayan bir cinstir ve bazı türleri -aktarlarda satılan Artemisia absinthium gibi- karaciğer ve sinir sistemi üzerinde toksik etki gösterebilir. Türü, bitki hakkında yapılmış klinik araştırmalar (bir tane değil birden çok ve hatta bu araştırmalar üzerine yapılmış bir meta-analiz), nasıl kullanılabileceği, süre ve dozajı belli olmadan her bitkiden veya bitkiden elde edilmiş üründen faydadan çok zarar görebilirsiniz. Daha kötü bir ihtimal var ki o da iyileşmeyi beklerken hastalığınızın kötüye gitmesine sebep olabilirsiniz veya hastalığın şiddetine göre bitkinin iyileşmenizi sağlayacak etken maddelerini, evde çay olarak hazırlayıp içtiğinizde alabileceğiniz miktarların çok üstünde almanız gerekebilir vb. Uzmanlar hatalardan azade yaratıklar değildir, birçoğu yanlılık, dar görüşlülük, aptallıkla maluldür. Elbette sorumluluk almalıyız ama yanlış dozlarda ve zamanlarda alındığı için hayati sorunlara sebep olabilen vitaminleri, mineralleri, bitkileri kafamıza göre kullanarak, birbirimize tıbbi reçeteler yazarak değil. Hani hastalık yoktu hasta vardı?

Bu davranış biçimi bitkilere ve bitkisel tedavilere saygı duyulduğu anlamına gelmez, tam tersine onların hoyratça, bilinçsizce ve kibirle kullanıldığı anlamına gelir ve yol açılabilecek hasarların faturası bugün birçok ilacımızı/tedavimizi borçlu olduğumuz bitkilere, bitkilerle tedavi yaklaşımlarına/yöntemlerine kesilir. Buna kimsenin hakkı yok.

* https://www.biorxiv.org/content/10.1101/2021.09.08.459260v1 (Ayrıca bu araştırma ön baskıdır. Yani henüz bilimsel bir dergide yayınlanmamıştır. Bu haliyle bilirkişilerin görüşlerine ve yorumlarına sunulmuş bir metindir.)

**TTB Bülteni, COVID-19 TEDAVİSİNDE İLAÇ KULLANIMI, https://www.ttb.org.tr/userfiles/files/pb2.pdf

Güvenilir/bilimsel bilgi için başvurulabilecek kaynaklar, notlar;

Aşılar ve hastalıkla ilgili iddiaların incelenmesi;
https://teyit.org/detayli-arama?page=1&topic=Covid-19%20asisi&sort=relevant&lang=tr

Hastalıkla ilgili bilgiler, aşılar, yan etkiler vb.
https://evrimagaci.org/yazi-dizisi/covid19-ve-asilar-50

COVID-19 Hastalığının İnsanlar Üzerindeki Uzun Dönem Yan Etkileri
https://evrimagaci.org/uzun-covid-covid19-hastaliginin-insanlar-uzerindeki-uzun-donem-yan-etkileri-nelerdir-9771

Yarma vakaları
https://evrimagaci.org/yarma-vakasi-nedir-asi-olan-insanlarin-bir-kisminin-covid19a-yakalanmasi-ne-anlama-geliyor-10761

COVID-19 ile İlişkili Uzun Süreli Bilişsel Bozukluk, Alzheimer Belirtilerinin Hızlanması
https://www.alz.org/aaic/releases_2021/covid-19-cognitive-impact.asp

Aşı tereddütü ile ilgili çok güzel bir söyleşi;
https://medyascope.tv/2021/10/02/psikiyatriden-gundeme-53-doc-dr-koray-basar-ile-asi-tereddutu-uzerine-soylesi/

12-15 yaş grubunda tek doz aşılama üzerine İngiltere’nin kararına yönelik uzman görüşleri
https://www.sciencemediacentre.org/expert-reaction-to-uks-chief-medical-officers-recommending-that-healthy-children-aged-12-to-15-are-offered-one-dose-of-the-pfizer-covid-19-vaccine/ (Bu görüşler arasında Prof Paul Hunter‘ın verdiği cevapta adı geçen, COVID-19 aşılarının erkek çocuklarında miyokardi (kalp kası iltihaplanması) riskini artırdığını iddia eden bir ön-baskının eleştirisi için Evrim Ağacı’ndan, “Çöplüğe Dalma” ne demek? COVID-19 aşıları erkek çocuklarında daha yüksek miyokardi riskine neden oluyor mu?” bölümüne başvuruyorum;

“Herhangi bir akademik jurnalde yayınlanmamış olan bu ön-baskı, 4 aylık bir süre zarfında 12-15 yaşındaki erkeklerde aşı-kaynaklı miyokardi riskinin 3.7-6.1 kat fazla olduğunu, 16-17 yaşındaki erkeklerde aynı riskin 2.1-3.5 kat daha fazla olduğunu ileri sürmektedir. Ancak bu iddiayla ilgili çok sayıda sorun vardır:

  1. VAERS’te tespit edilen bir korelasyon, nedenselliğe işaret etmez. Ancak makalede nedensellik iddiası vardır.
  2. Makalede miyokardiyi belirlemek için troponin isimli bir hormon salgısı ile ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Ancak troponin, miyokardi sırasında salgılansa da, örneğin bir futbol maçı sonrasında futbolcularda da çok yüksek seviyelerde (maç öncesi 5-10 ng/L iken, maç sonrası 200 ng/L’ye varan oranlarda) görülebilir.[4] Troponin, tek başına güçlü bir miyokardi belirteci değildir.[3]
  3. Araştırmada respiratuar sinsityal virüs, ensefalopati gibi diğer komorbiditeler, COVID-19 enfeksiyonu ile bir arada değerlendirilmiştir. Bunlar, birbirinin istatistiğini bozabilen faktörlerdir. Bu faktörler ön-baskıda ayıklanmamıştır.
  4. Ayrıca VAERS üzerinden COVID-19 olduğu test ile onaylanmamış vakaları da dahil etmişlerdir. Benzer şekilde, resmi miyokardi tanısı konmamış kişiler de “miyokardi” olarak sınıflandırılmıştır.
  5. Araştırmacılar, COVID-19 nedeniyle görülen miyokardi ile aşı sonrası görülen miyokardiyi aynı şeymiş gibi lanse etmektedirler. Ancak COVID-19 nedeniyle görülen miyokardi (ve COVID-19’un kendisi) çok daha ağır seyretmektedir. Çocuklarda miyokardi çoğu zaman genel olarak çok hafif seyreden bir hastalıktır, ancak COVID-19 ile birleştiğinde çok daha tehlikeli olabilir. Aşılarda ise böyle bir risk yoktur.
  6. COVID-19’a yakalananların önemli bir bölümünün “Uzun COVID” olarak bilinen bir sürece girebileceği, hastalığı klinik olarak atlattıktan aylar sonra bile semptomların görüldüğü gerçeği göz ardı edilmektedir.[7] Bazı tahminlere göre çocuklarda COVID-19 vakalarının %4-52 arası Uzun COVID şeklinde seyretmektedir.[6] Uzun COVID, birçok durumda hafif miyokardiden çok daha tehlikelidir (özellikle yetişkinlerde). 21 yaş altı çocuklarda miyokardi sıklığı ise milyonda 316 gibi az bir orandadır.
  7. Ürettikleri veriler, sorunlu olmadığı bilinen, güvenilir analizlerin sonuçlarıyla çelişmektedir: CDC tarafından yapılan bir çalışmada 12-15 yaş arası çocuklarda miyokardi oranı 1 milyon dozda 42.6 olarak bulunmuştur. Ön-baskı, bu sayının 162.2 olduğunu iddia etmektedir. 16-17 yaş arasında oran, CDC’nin çalışmasına göre 71.5 iken, araştırmaya göre 94’tür.
  8. Çalışma, Delta-öncesi dönemin verilerini kullanmaktadır. Bu süreçteki 4 aylık bir periyotta, çocuk hastaların hastanelik olma riski çok daha yüksekti (çünkü aşılarla korunmuş aileleri yoktu). Bu, aşılarla alakası olmayan, tam tersine COVID-19 ile ilişkili olan, yanıltıcı sonuçlar üretecektir.
  9. Araştırmada aşıların COVID-19’u önleyerek miyokardiyi azaltma etkisi göz ardı edilmektedir. Halbuki 16-39 yaş arası aşılanmamış grupta miyokardi görülme riski, aşılanmış gruptakinden 7 kat daha yüksektir. 16 yaş altı grupta bu oran 30 katın üzerine çıkmaktadır. Aşılar miyokardiye neden olmaz, COVID-19’u önleyerek miyokardiyi de önler.
  10. Çalışmada çıkar çatışması mevcuttur. Aşıların güvenliği epidemiyolojik ve immünolojik olarak net bir şekilde bilinse de, makalenin 1. yazarı çocuklarını aşılatmayı reddettiğini belirtmektedir. Ayrıca maskelemeye karşı olan muhafazakar gruplara üyeliği ile bilinmektedir. Dolayısıyla sonuçları aşı karşıtlığından yana çarpıtması olasıdır.”
%d blogcu bunu beğendi: