tereddütlü notlar

Yazamıyor olabiliriz ancak iyi bir bilim okuru olmaya çalışmanın salgın sürecinde ne kadar önemli olduğunun sağlamasını yaptım diyebilirim. İhtiyaç duydukça yazılarımda faydalansam ve bağlantı versem de geniş çevremi bilim platformlarını takip etmeye yönlendirme ihtiyacı duyduğumu hatırlamıyorum hiç. İki sebepten; şu ana kadar kendimi böyle bir çorba içinde bulmamıştım, bir de bilim okuru olabilmek için sağlam bir filtre sahibi olmak gerektiğini düşünüyordum. Yani bazı durumlarda bilimsiz olmak bilimle olmaktan yeğ geliyordu. Bu benimle değil kurumsal olarak bilimin nasıl işlediğiyle alakalı bir sorun. Çözülmesini dilediğim ama çok da umutlu olmadığım. Ancak bugün ona buna güvendiğim platformlardan çeşitli yazılar gönderirken yakalıyorum kendimi. Çevreye verdiğim ve geçici olmasını dilediğim rahatsızlık için özür dilerim. Güvenilir, bilimsel, eleştirel yayın yapan kaynaklara ihtiyaç duyduğumuzu görüyorum. Özellikle evrim teorisinin bu kadar az biliniyor olmasına çok hayıflanıyorum. Eleştirel okuma alışkanlığımızın olmaması ise tatlı canımdan usanmama sebep oluyor. Aşı çiplerinin düz dünyalara açılması sorunun en bariz yüzü olmakla birlikte daha derin, görünmez, incelikli sorunlarımız var. 1. Makaleler Savaşı gözlerimizin önünde zuhur ediyor. Keşke güvenilir bilgiye nasıl ulaşabileceğimiz ve edindiğimiz bilgi parçacıklarını nasıl yorumlayabileceğimiz konusunda bir eğitimimiz olsaydı. Temelde üniversite mezunu insanların böyle bir formasyona sahip olması beklenir ama demek ki eğitim şart değil. Bir yerlerde zekanın benim için bağlantı kurma yeteneği anlamına geldiğinden bahsetmiştim; hem soyut hem de somut anlamda. Eksik söylemişim; bağlantı kurmak konusunda çok başarılıymışız meğer ama nedensellik konusunda çıldırmışçasına çuvallıyoruz. Üstelik bunu araştırma kriterleri bilimsel olmayan, tartışmalı yayınlara, ön-baskı metinlere, ne idüğü belirsiz katılara bakarak yapıyoruz. Yaşamsal veriler korkularımızla beslenen canavarlara dönüşüyor.

Salgın süreciyle ilgili daha incelikli gördüğüm, yer yer hak verdiğim tereddütleri toparladım, kendime not düşmek için, ilgilisine, Ama teorinin adını anmışken elimdeki şu kitabı gökyüzüne kaldırmak istedim. Evrimi hep başka kaynaklardan okumuştum bugüne kadar. Yeni bir teori değildir, Darwin’e gelene kadar başka insanlarca da dile getirilmiştir ama neredeyse eksiksiz bir betimlemesini Darwin’e borçluyuz. İnsan bütün canlıların akraba olduğu fikrine nasıl aşık olmaz ki? Bu akrabalığın tüm boyutlarıyla önüne serilmesine? Elias Canetti’nin İnsanın Taşrası’nda evrim düşüncesine yaptığı büyüklenmeci şiirsel katkıyı da tekrar anmak isterim; “Evrim kuramının bilimsel yararlılığı bile bana pek büyük gözükmüyor. Eğer her hayvanın koşullar uygun olduğunda bir başkasına dönüştüğü gibi geniş bir bakış açısından yola çıkılsaydı, daha kapsamlı buluşlar yapılabilirdi.”

Bir de bohçada Akçaağaç yapraklı üvez’im var (Sorbus torminalis), meyvelerini kuşlar gibi beklediğim. Fotoğraflarını çektiğimi görünce “neye yarar ki?” diyen komşusunun verdiği bilgiye göre 15 güne kadar olgunlaşacakmış. Şeker hastalığında kullanılıyor mesela dedim. Şeker hastasıyım dedi. Ah dedim, yoksa sizin bağışıklığınız güçlü değil mi? Değilmiş. Sonbahar geldi. Kırmızısı, kahverengisi, sarısı, yaban yemişleri, göç kuşlarının gümbürtüsü, yağmur bekleyişi, yürüme havasıyla. Koşullar başka bir hayvana dönüşmek için çok uygun.

Notlar;

  • Hastalığın çok fazla ciddiye alındığı, ölüm oranlarının çok düşük olduğu, sağlıklı insanların etkilenmediği iddiaları,
  • Hastalığın güçlü bir bağışıklık ve uygun vitamin/mineral vb. takviyeleriyle atlatılabileceği, bunun görmezden gelinip insanların aşıya yönlendirildiği iddiası,
  • Sadece akciğerde hasar yapan bir hastalık olarak görülmesi, dolayısıyla hastalığın çok yönlü doğasının ve etkilerinin anlatılamamış olması,
  • Çoklu organ hasarlarının ve uzun dönem etkilerinin yeterince anlatılamamış olması,
  • Hafif geçirenlerle hastalığı ağır geçirenlerin uzun dönem etkiler açısından aynı risk grubunda yer alıyor olmasının bilinmemesi,
  • Şu ana kadar yapılmış araştırma/gözlemler ışığında aşıların uzun ve kısa dönem olası yan etkileriyle ilgili yeterince bilgi verilmemesi, aşı sebebiyle oluşmuş olabilecek etkiler hakkında raporlama, kontrol yapılmaması, veri paylaşılmaması, (Türkiye’de ulaşabildiğimiz tek veri TTB ve Yoğun Bakım Derneği’nin verdiği aşıların koruyuculuğuna dair veriler)
  • Aşıların patentli olmasının doğal olarak salgının yönetilebileceğine dair tüm umutları silip süpürmüş olması (Dünya nüfusunun 17,5’ini temsil eden Afrika’da şu ana kadar nüfusun ancak %2’sinin aşılanmış olması vb.)
  • Aşılıların da hastalığı bulaştırabileceğinin açıklanmasıyla birlikte aşılılar ve aşısızlar arasındaki farkların anlatılamaması,
  • Kötü salgın yönetimi veya bilinçli olarak salgının kötü yönetilmesi ( Tanı ve takibin doğru dürüst yapılmaması, yetersiz test, kapanma tedbirlerinin doğru dürüst uygulanmaması, yanlış ilaç kullanımlarının önerilmesi, koruma oranı düşük aşılar yüzünden zaman kaybedilmesi ve bunun da aşılamaya güvensizliği arttırması)
  • Eleştirel okuma, bilim okur/yazarlığı konularında devasa eksiklikler,
  • Herkesin ulaşabildiği, kamuya açık veri tabanlarından (VAERS gibi) korku yayılması (Veritabanının tutulma amacı ve verilerin bilgiye dönüşme biçiminin anlatılamaması, üstelik birçok bilim insanının bu ham verileri kullanarak makaleler yayınlamakta bir beis görmemesi,
  • Kimi ülkelerde aşılamaya rağmen vaka sayılarının artmasının sebebinin ve sonuçlarının doğru bir şekilde anlatılamaması,
  • Çıkar çatışması içinde olan (örneğin halihazırda aşı, maske karşıtı olan veya ürün/hizmet satan) bilim insanlarının rehber olarak kabul edilmesi,
  • Bilime ve bilim insanlarına haklı/haksız gerekçelerle güvenin azalmış olması,
  • Doğal bağışıklığın aşılamadan daha güçlü olduğu iddiası,
  • Makale/araştırma mantığı, tekniği, yorumlanması, değerlendirilmesi konularında bilgi eksikliği, buna rağmen makalelerde cevap arama anlayışı,
  • Dezavantajlı guruplarla empati kuramama, dezavantajlı gurupların korunması ile ilgili sorumluluk almama, çözüm önermeme ( Çalışanlar, kronik hastalar, yaşlılar, gebeler vb.)
  • Sağlık sisteminin içinde bulunduğu dar boğazın anlatılamaması (Bu bugünün sorunu değil ancak hastalandığımızda ve ola ki tedaviye ihtiyaç duyduğumuzda buna ulaşabilme ihtimalimizin çok düşük olduğunun görülememesi ve/veya avantajlı gruplarca görülememesi, örneğin daha yenile muayene süreleri 5 dakikaya düşürüldü.)
  • Türkiye’de verilerle ilgili en başından beri yanlış bilgi verilmesi,
  • Hem Türkiye genelinde hem de Doğu, Güneydoğu özelinde iktidarlara duyulan haklı güven eksikliği,
  • Aşı dozlarının salgının gidişatına, virüsün davranışına göre şekil değiştirecek olmasının anlatılamaması, bununla birlikte henüz gerekli olmadığı, dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğu tek doz aşıya ulaşamadığı halde Pfizer ve Biontech’in 3. doz için ısrarcı olması,
  • Aşılanmanın salgına karşı tek çözüm olarak sunulması, koruyucu tıp politikalarının anlatılamaması, uygulanmaması.

Tereddütlü notların tutulma tarihi 15 Eylül 2021. Yeni araştırmalar, bilgiler hem bu notları hem de daha önce salgınla ilgili yazdıklarımı değiştirebilir. Bu bağlamda okunmasını rica ederim.

Güvenilir/bilimsel bilgi için başvurulabilecek kaynaklar, notlar;

https://www.diken.com.tr/pandemi-bilim-dunyasini-nasil-altust-etti (Yazar hakkında özet bilgi için şuraya; https://t24.com.tr/yazarlar/pinar-okyay/covid-19-nedeni-ile-bir-kez-daha-ezberimizi-bozan-bir-bilim-insani-john-p-a-ioannidis,26389 , salgın döneminde kimi tutum alışlarını eleştiren bir yazı için şuraya uğrayabilirsiniz; https://evrimagaci.org/iyi-bilim-iyi-bilimdir-covid19-salgini-yalnizca-iyi-bir-bilim-ile-yenilebilir-9362

Aşı tereddütü ile ilgili çok güzel bir söyleşi;
https://medyascope.tv/2021/10/02/psikiyatriden-gundeme-53-doc-dr-koray-basar-ile-asi-tereddutu-uzerine-soylesi/

Aşılar ve hastalıkla ilgili iddiaların incelenmesi;
https://teyit.org/detayli-arama?page=1&topic=Covid-19%20asisi&sort=relevant&lang=tr

Hastalıkla ilgili bilgiler, aşılar, yan etkiler vb.
https://evrimagaci.org/yazi-dizisi/covid19-ve-asilar-50

COVID-19 Hastalığının İnsanlar Üzerindeki Uzun Dönem Yan Etkileri
https://evrimagaci.org/uzun-covid-covid19-hastaliginin-insanlar-uzerindeki-uzun-donem-yan-etkileri-nelerdir-9771

Yarma vakaları
https://evrimagaci.org/yarma-vakasi-nedir-asi-olan-insanlarin-bir-kisminin-covid19a-yakalanmasi-ne-anlama-geliyor-10761

COVID-19 ile İlişkili Uzun Süreli Bilişsel Bozukluk, Alzheimer Belirtilerinin Hızlanması
https://www.alz.org/aaic/releases_2021/covid-19-cognitive-impact.asp

12-15 yaş grubunda tek doz aşılama üzerine İngiltere’nin kararına yönelik uzman görüşleri
https://www.sciencemediacentre.org/expert-reaction-to-uks-chief-medical-officers-recommending-that-healthy-children-aged-12-to-15-are-offered-one-dose-of-the-pfizer-covid-19-vaccine/ (Bu görüşler arasında Prof Paul Hunter‘ın verdiği cevapta adı geçen, COVID-19 aşılarının erkek çocuklarında miyokardi (kalp kası iltihaplanması) riskini artırdığını iddia eden bir ön-baskının eleştirisi için Evrim Ağacı’ndan, “Çöplüğe Dalma” ne demek? COVID-19 aşıları erkek çocuklarında daha yüksek miyokardi riskine neden oluyor mu?” bölümüne başvuruyorum;

“Herhangi bir akademik jurnalde yayınlanmamış olan bu ön-baskı, 4 aylık bir süre zarfında 12-15 yaşındaki erkeklerde aşı-kaynaklı miyokardi riskinin 3.7-6.1 kat fazla olduğunu, 16-17 yaşındaki erkeklerde aynı riskin 2.1-3.5 kat daha fazla olduğunu ileri sürmektedir. Ancak bu iddiayla ilgili çok sayıda sorun vardır:

  1. VAERS’te tespit edilen bir korelasyon, nedenselliğe işaret etmez. Ancak makalede nedensellik iddiası vardır.
  2. Makalede miyokardiyi belirlemek için troponin isimli bir hormon salgısı ile ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Ancak troponin, miyokardi sırasında salgılansa da, örneğin bir futbol maçı sonrasında futbolcularda da çok yüksek seviyelerde (maç öncesi 5-10 ng/L iken, maç sonrası 200 ng/L’ye varan oranlarda) görülebilir.[4] Troponin, tek başına güçlü bir miyokardi belirteci değildir.[3]
  3. Araştırmada respiratuar sinsityal virüs, ensefalopati gibi diğer komorbiditeler, COVID-19 enfeksiyonu ile bir arada değerlendirilmiştir. Bunlar, birbirinin istatistiğini bozabilen faktörlerdir. Bu faktörler ön-baskıda ayıklanmamıştır.
  4. Ayrıca VAERS üzerinden COVID-19 olduğu test ile onaylanmamış vakaları da dahil etmişlerdir. Benzer şekilde, resmi miyokardi tanısı konmamış kişiler de “miyokardi” olarak sınıflandırılmıştır.
  5. Araştırmacılar, COVID-19 nedeniyle görülen miyokardi ile aşı sonrası görülen miyokardiyi aynı şeymiş gibi lanse etmektedirler. Ancak COVID-19 nedeniyle görülen miyokardi (ve COVID-19’un kendisi) çok daha ağır seyretmektedir. Çocuklarda miyokardi çoğu zaman genel olarak çok hafif seyreden bir hastalıktır, ancak COVID-19 ile birleştiğinde çok daha tehlikeli olabilir. Aşılarda ise böyle bir risk yoktur.
  6. COVID-19’a yakalananların önemli bir bölümünün “Uzun COVID” olarak bilinen bir sürece girebileceği, hastalığı klinik olarak atlattıktan aylar sonra bile semptomların görüldüğü gerçeği göz ardı edilmektedir.[7] Bazı tahminlere göre çocuklarda COVID-19 vakalarının %4-52 arası Uzun COVID şeklinde seyretmektedir.[6] Uzun COVID, birçok durumda hafif miyokardiden çok daha tehlikelidir (özellikle yetişkinlerde). 21 yaş altı çocuklarda miyokardi sıklığı ise milyonda 316 gibi az bir orandadır.
  7. Ürettikleri veriler, sorunlu olmadığı bilinen, güvenilir analizlerin sonuçlarıyla çelişmektedir: CDC tarafından yapılan bir çalışmada 12-15 yaş arası çocuklarda miyokardi oranı 1 milyon dozda 42.6 olarak bulunmuştur. Ön-baskı, bu sayının 162.2 olduğunu iddia etmektedir. 16-17 yaş arasında oran, CDC’nin çalışmasına göre 71.5 iken, araştırmaya göre 94’tür.
  8. Çalışma, Delta-öncesi dönemin verilerini kullanmaktadır. Bu süreçteki 4 aylık bir periyotta, çocuk hastaların hastanelik olma riski çok daha yüksekti (çünkü aşılarla korunmuş aileleri yoktu). Bu, aşılarla alakası olmayan, tam tersine COVID-19 ile ilişkili olan, yanıltıcı sonuçlar üretecektir.
  9. Araştırmada aşıların COVID-19’u önleyerek miyokardiyi azaltma etkisi göz ardı edilmektedir. Halbuki 16-39 yaş arası aşılanmamış grupta miyokardi görülme riski, aşılanmış gruptakinden 7 kat daha yüksektir. 16 yaş altı grupta bu oran 30 katın üzerine çıkmaktadır. Aşılar miyokardiye neden olmaz, COVID-19’u önleyerek miyokardiyi de önler.
  10. Çalışmada çıkar çatışması mevcuttur. Aşıların güvenliği epidemiyolojik ve immünolojik olarak net bir şekilde bilinse de, makalenin 1. yazarı çocuklarını aşılatmayı reddettiğini belirtmektedir. Ayrıca maskelemeye karşı olan muhafazakar gruplara üyeliği ile bilinmektedir. Dolayısıyla sonuçları aşı karşıtlığından yana çarpıtması olasıdır.”
%d blogcu bunu beğendi: