şşşşışt

Akşam vakitlerinde, gölgesi kocaman ve kanatları ağaç kabuğuna benzeyen bir kelebeğin, güneşin vurduğu bir taşa konduğu, derin bir soluk aldığı ve durduğu, ve dinlediği söylenir. Rivayet odur ki, bu saatlerde, aç bir heves, bal bulmuşa benzer bir istekle, suspus, varlığından emin olmak istediği bir sesi beklermiş. Günün en tatlı vakitleriymiş bunlar. Akşam güneşi batmak üzere, canlılık korosu son çığrışlarını gök kubbeye göndermek üzereymiş. Az daha durunca bıçakla kesilir gibi olacakmış seslerin ipi. “Çooook derinde” dermiş, iç çekerek “çok derinde”. Bir ayağını kaldırır, taşa vurur, burada olduğunu, beklediğini duyururmuş dünyaya. Tam o anda belli belirsiz bir güm güm sesi gelir, kelebek de, kelebeği izleyen de dikkat kesilir; dünyanın kalbi zangırdayarak atmaktadır. Ve ardından kendi güm gümleri dünyanın güm gümlerine karışır.

%d blogcu bunu beğendi: