pisi pisi otu ve Güzel

Hayvanların kendi kendini tedavi etmesi diye çevirebileceğim “Zoopharmacognosy”;   kendilerini iyi hissetmek, enfeksiyonlarını önlemek, iyileşmek için çeşitli organik materyalleri bilinçli olarak seçebildiklerini iddia ediyor ve bu alanları inceliyor. Hayvanlar diyetlerini, çiftleşmelerini, kurdukları yuvaların malzemelerini bile miras aldıkları ve öğrendikleri bu bilgilerle düzenliyorlar. Örneğin bebek maymunlar büyükleri onlara öğrettiyse daha az besleyici olmasına rağmen bazı yiyecekleri yiyebiliyorlar. Yani konumuz içgüdüsel bir beslenme davranışı olarak adlandırılıp geçilemeyecek kadar karmaşık. Aslında ortada bir karmaşa yok veya varsa bizim düşünme biçimimizde var; hayvanların da düşünebildiği, öğrenebildiği fikri henüz hazmedemediklerimizden.

Dan Janzen’in, 1978’de, Colombus maymunlarının beslenme amacı dışında, tıbbi faydalarla bitkileri kullanması üzerine yaptığı araştırma, Zoopharmacognosy üzerine yapılan ilk modern örnek olarak kabul ediliyor. İnsan olmayan hayvanların doğal yollarla kendilerini iyileştirmeleri – zoopharmacognosy- terim olarak, ilk kez, 1991’de Richard Wrangham ve Eloy Rodrígue tarafından kullanılıyor.

Tahmin edilebileceği gibi bu kavrayışa karşı olanlar veya mesafeli duranlar da var. Bunların içgüdüsel davranışlar olduğu -zeka veya öğrenme diye nitelendirilemeyeceği-, insani becerilerin hayvanlara yansıtıldığı, araştırmaların yeni olması ve bilgilerin daha çok anekdotlara dayalı olması gibi iddialar eşlik ediyor bu düşüncelere. Böylelikle bir nevi, hayatı boyunca binlerce çiçeğin üzerine konan, yuvasını baldan kuran arının çiçek bilgisinin olmadığını veya menülerini güncelleyemediklerini söylemiş oluyoruz.  Üstelik bu düşünceler özellikle evcil hayvanlar üzerinden tartışma konusu ediliyor. Mesela köpekler; evet toprak ve ot yiyorlar ama çorap ve bok da yiyorlar: Nerede onların bilgeliği?, deniyor.

Köpekler hiç umursamıyor bunu. Buldukları bahçelere koşup yemek için ot, yalamak için kurbağa aramaya devam ediyorlar. Kediler, Kedi otu ve Kedi nanesi ararken. Güzel’in (köpek arkadaşlarımdan biri) belli bir otu yediğini görüp bu konuda araştırmaya başlayınca karşılaştım “Zoopharmacognosy” ile. Benim için mesafe veya ret sözkonusu bile değil, hemen bağrıma basıyorum bu düşünceyi. Işık saçan, ilham veren her düşünce bunu hakkediyor. Oku, kendi süzgecinden geçir, kes, biç ama hayvanlığımı bana hatırlatan bir düşünceden nasıl onur duymam?

Güzel, henüz tazeyken pisi pisi otu (Hordeum murinum) yiyor. Sonra kusmadığına göre, bunu belki mide, bağırsak faaliyetlerini iyileştirmek için belki de bilemediğim bir sebepten ötürü yapıyor. Evcilliğin ne demek olduğunu bir insandan dahi iyi kim bilebilir? Güzel’le, insan ve köpeğin yaban köklerinden koparak evcilleşmesi tarihini paylaşıyoruz. Ona da hangi otları yemesi gerektiğini öğretecek bir rehber yoktu veya bunu kendi başına öğrenebileceği bir pratik içinde açmadı gözlerini hayata. MDF ile mobilya yapan bir marangoz atölyesinde doğmak kolay mı? Maruz kaldıkları kimyasallar yüzünden 4 kardeşini kaybetti. İkimizde bu yaşa gelebildiği için şanslı, yabanın yolcusu, acemi evcilleriz.

Güzel’in seçimleri her zaman isabetli olmadı. Çoğu zaman bırakın kendisini iyileştirebilecek bir ot bulup yemeyi, ortalıkta bırakılmış kirli çoraplarımızı yedi, doğrudur. Belki de çorapta bulunan kokusunu aldığı bir mantardı aradığı. Çorap kılığındaki mantara gönül indirmek zorunda kaldı. Tıpkı benim henüz bahçesini yoluna koyamamış bir insan olarak pazardan yiyecek kılığında zehir satın almam gibi. İkimiz de ihtiyaçlarımızın farkındayız ama bunu kendimize zarar vermeden gerçekleştirebilecek imkânlardan yoksun olmakla aynı kaderi paylaşıyoruz.

İnsanın kendi kendini tedavi edebilmesi için kaybettiği bilgiler ve özgürlükler kadarını evcil hayvanlar da kaybetti. Buzul parçasında 700 km sürüklenerek gözünü bir kasabada açan ve insanlar eliyle beslenmeye başlayan kutup ayısını düşünün.* Tekrar yuvasına döndüğünde yine bir insan yerleşimi bulmak için yollara düşmeyeceği meçhul. Özgürlüklerimizi bazen de mecburiyetten kaybedebiliyoruz. Bunun bedelini gördüğümüzde “açlıktan ölseydim de o kasabaya yaklaşmasaydım” demek hiçbir işe yaramıyor. Seçimlerimizi değiştiremeyiz ama yeniden seçebiliriz. İnsanın bilgisi kısmen telafi edilebilir, yeter ki o bilgiyi edinmeyi dert edinelim. Derdimiz bu olunca, köpeğin toprağa gömdüğü bir kemiği araması gibi biz de eşeleniyoruz derinlere doğru, hangi bilgi kırıntısını bulabilirsek, günyüzüne çıkarabilmek için.

Çoğu kez evcil hayvanların insanla aynı kaderi paylaştığı unutuluyor. Hayvanın fizyolojisi, diyeti ve davranışları üzerine etkide bulunan dinamiklerden, insanın bağımsız olduğu varsayılıyor. Bu kavrayışa karşı çıkan görüşler de daha çok buradan güç alıyor. Deniliyor ki hayvanların kaderini biz belirliyoruz, dolayısıyla da evcil hayvanlar artık seçim yapma gücüne sahip değiller. Bir yanıyla ne kadar berrak bir kavrayış, öte yanıyla bizim kaderimizi belirleyenleri hiçe sayıyor. Oysa bizi biçimleyen de tam olarak bu dinamikler. Aynı sözcüklerle söylemem gerekirse evcil hayvanların “fizyolojisini, diyetini ve davranışlarını” belirleyen çerçeveyle bizimkileri belirleyen aynı. Endüstriyel hayvancılığın son 50 senede diyetimizi ve hayatımızı nasıl değiştirdiğini düşünmek, kaderimizin  neredelerde, nasıl ortaklaştığını görebilmemizi sağlayabilir. Buna rağmen “insan  seçim yapma özgürlüğüne sahiptir” diyoruz. Yoksa yalan mı söylüyoruz?

Öte yandan evcilin kaderiyle yabanılın kaderinin aynı olmadığını da görmek durumundayız. Aynı yuvada birbirimize bakarak, birbirimizden öğrenerek büyüdüğümüz milyon yılların, son yüzyıllarla silinebilmesi mümkün değil. Yine de bugün, bu uzun akrabalığı, keskin bir bıçakla kesen yüzyıllar, yabanıl olana bakışımızı da belirliyor.  Artık birçoğu ziyaret yeri haline gelmiş olan yaban alanlarında yabanıllar bu bakışı umursamadan, “doğal” ortamlarında öğrenmeye, öğretmeye devam ediyorlar. Kaydedilmiş o kadar çok bitki kullanımı var ki, araştırmalar, gorillerin 30 bitkiden oluşmuş bir materia medica‘ya** sahip olduğunu, maymun ve primatların küklerini Citrus, Clematis, Piper türleriyle ovaladıklarını, bazı kuş türlerinin odun kömürünün anti bakteriyel özelliğinden yararlanmak amacıyla yuvasına odun kömürü taşıdıklarını gösteriyor. Üstelik bu kullanımlar örneğin şehirde veya şehire yakın yaşayan hayvanlarda yeni materyallerle değişiyor, çeşitleniyor.

Bizden önce tarımı icat eden termit karıncalarını, taş aletler tasarlayıp kullanabilen maymunları, doğumu kolaylaştırmak için, aynı bölgede yaşayan kadınların yaptığı gibi belli bir ağacın yapraklarını yiyen filleri görmek, sadece  kendimize atfettiğimiz bilgi birikiminin ve becerilerin birçoğunu hayvanlardan ve onlarla birlikte  öğrenmeye başladığımızı hatırlamak, onların gözüne bakmaktır; bakışımızın önündeki duvarları yıkarak. Bu ortak kökleri, hayvanları acımasız tıbbi deneylerde “malzeme” olarak kullanırken hatırlamamız, ancak konu eşitliğe geldiğinde unutmamız acı vericidir. Richard Mandelbaum’un “Her Herbalist İnsan Değildir” makalesinde dediği gibi “Botanik bilgisini insan olduktan sonra edinmedik, bu bilgiyi biriktirerek insan olduk.”

Peki Güzel ne yapacak? Bir süre daha Pisipisi otuyla idare edecek. Yavaş yavaş öğreneceğiz onunla bitkileri, tıpkı geçmişte yaptığımız gibi; birbirimize bakarak, deneyerek, koklayarak, dokunarak.

* https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2019/04/18/kuresel-isinma-kutup-ayisi-umka-buz-kutlesi-ile-700-kilometre-suruklendi/
** Antik çağın en önemli farmasötik kitapları arasında kabul edilen Pedanius Dioscorides’in yazdığı esere gönderme yapılıyor;  “De Materia Medica”

Kaynaklar;
http://horizon.documentation.ird.fr/exl-doc/pleins_textes/divers09-03/010030476.pdf
http://yaziyaban.com/wp-content/uploads/2020/01/9b6ac-mandelbaum2017paperonzoopharmacognosy.pdf