ormana hücum

Ipomea purpurea (Kahkaha çıçeği)

Aralık, Doğu Akdeniz’e, Kanlıca Mantarı, Tavşan memesi (Ruscus acuelatus) ve soğuk getirdi. Sobalar sabahtan yanmaya, başında, ateşi besleyecek birini istemeye başladı. Kızılçam ne meşe gibi içli, ne ardıç gibi uzun, bir ateşlik canı varmış gibi tutuşup yanıveriyor. Üstelik öyle her eline gelen odunu atamazsın sobaya. Bakmalısın, reçinesi, sakızı var mı? Dalın ortasındaki kahverengi yuvarlak leke reçinesi olduğuna, kabuğun yüzündeki beyaz-sarımsı donmuş sıvılar sakızı olduğuna delâlet. Onlar sobayı ayaklandırıp, yüreği hoplatıyor, açık ocakta yakmalı.

3 senedir, yanıbaşımızda kesilen 21 hektarlık bir ormanın, kesimden artakalan dallarını, budaklarını yakıyoruz. Bu kesimler başlamadan evvel köylü odununu nasıl temin ediyordu peki?

Köy, arkasına aldığı ormana “odunluk” diyor.  Çattığı evin kapısını, penceresini, yakacağını bu ormandan çıkarıyor. Ama ağaç kesmek yasak. Nasıl olacak bu iş? Şehrin kilometrelerce uzağında kurulan köyler yakacağını şehirden mi getirtecek?

Eskiden, -çok değil bundan 50 sene evvel- orman köylüsünün nüfusu bu kadar az değilken, dağlarda değirmenler çalışır, çocuk sesleri duyulur, harmanlar kaldırılırken köyün bağlı olduğu orman şefliğinden görevli memurlar gelir, bir evin ihtiyacını kalem kalem saptar giderlermiş. “Pencelere şu kadar, kapılara şu kadar, kümese bu kadar, çatıya bu kadar, 3 metre hakkın var” diye. Yakacak ihtiyaçları da aynı şekilde karşılanırmış. Köylü bir traktör veya kamyonla orman müdürlüğü deposuna gider, istihkakını yükleyip, hızarcının önüne yığarmış. İhtiyaca göre biçilen odunlar eve taşınırmış sonradan. Orman köylüsünün bu hakkı hâlâ bâki, yasalarla korunuyor, korunuyor da kömür dağıtılmaya, insanlar, evlerinin kapısını takasını ahşap yerine metal veya plastikten yapmaya başlayalı beri işlevini yitirmiş. Hiç odun yakan yok mu? Var ama o da hak olmaktan çıkıp bir imtiyaza veya göz yummaya dönüşmüş. Orman şefliği memurlarının çalışmadığı günlerde ve talihliysen kimse şikayet etmeden, önceden gözüne kestirdiğin bir yaşlı ağacı indirip evine götürebilirsin. Taşırken yakalanmak da cezaya tabi olduğundan, ormanda, dalları götürülmüş ama gövdesi çekilmeye fırsat bulunamamış bir çok ağaç gövdesi görmek mümkün. Mantarlara yuva, toprağa gübre.

“Ayın 12’sinde kış gelir”, diyor Ahmet Abi. “Tam 90 gün sürer. Eskiler her gün için bir kütük atarlardı bir kenara. Tam 90 kütük. Her gün biri yanacak. Amma kış bööle midi? 1 ay yağış yağardı. Şu çukura su dolardı, ördek bile geldi o suya. Mesela kar yağardı, 15-20 gün heç erimezdi. Rüzgar eserdi şiddetli amma heç ağaç devirmez idi, dallarını kırardı yalınız. Karşı yakada da, şu arkamızdaki dağ içinde de yörüyen adam göremezdin o çeşit ormandı. İhi bu yüzden devrilmezdi ağaç.*  Orman dairesi böyle hücum etmezdi ormana. Yaşlıyı keser idi yalınız.

Büyüklerimiz der idi; pıynar pelüdü, kilik ve kesme tohumu çok oldu mu, kış çok olacak. Bu sene pelüt, kilik tohumu çok ama kesmede heç görmedim tohum.”

Eskiden nasıl oluyordu bu ağaç kesim işleri Ahmet Abi?

“Bazısı acımasız oludu, gözünün yaşına bakmazdı ağacın. Yine yaşlıyı keser idik yakmak içün, amma tarla açmak içün, istemedikleri bir ağacı ortadan kaldırmak içün ağaç boğarlar idi.

O ne demek?

” Bir ağacın bir karış kadar bir yerinin kabuğunu çepeçevre soyarsan o ağaç seneye kurur., o zaman kesebilisin. Koca ağaç benden yaşlı kesili mi? İsmemem deyor, şuna bak, gölgesi serin olu, geç yat altına, heç ya”

Gölgesinde dinlenebileceğin, sırtını yaslayabileceğin bir ağaç yoksa, eyvah! Mesela şehirlerde öyle değil midir? Dünya yokmuş gibidir. Dünya betondan, hiç yaprağı dökülmeyen, meyvesiz ağaçlardan mamurmuş gibi. Kışın soğuğunda Italo Calvino’nun şehirde yaşayan Marcovaldo’su ısınabilmek için reklam panolarını kesmek zorunda kalır. Oradan arabasıyla geçmekte olan birine panodaki adamın kafasına inen testere ağrı kesici reklamının bir esprisiymiş gibi görünür. Reklam panoları ormanında her şey yansımadır.

Ahmet Abi’nin kışları geçmişte kaldı ama takvimini umutsuzca yeni kışlara uydurmaya çalışıyor. Kahkaha çiçeği (Ipomea purpurea) hala çiçekte, Patates çalısı’da (Solanum rantonnetii) öyle. Ağaçların dökemediği yapraklarını, yağan dolu döktü. Yaprak dökemeyen ağaç uyuyamayan ağaçtır. Uykusuzluk insana ne yaparsa ağaca da onu yapar. Bütün kış, soğuklamayınca yeşermem diyen tohumlar hatırına bir kış düşlemekle geçecek.

“Sonra kış polünür. Şubat’ta 1. cemre, Şubat sonunda 2. cemre, 7 Mart’ta son cemre düşecek. Nisan sonu Aprul’un kışı, 6 Mayıs Hıdrellez kışı, ondan sonra kış yavaş yavaş gider gayri.”

Tohum kabı

Ipomea purpurea: Güney Amerika’dan yayıldığı düşünülen bir güzel sarmaşıktır Kahkaha çiçeği. Normalde nemli, bitek toprağı sever ama kurakta da cılız bir kaç dalında açar çiçeklerini. Bahçede bir kere bittiyse bir daha bitmem demez. Tohumun doküldüğü yerden kaldırır başını. Tohumları sonbaharda veya ilkbaharda ekebilirsiniz.Her iki zamanın ekiminde de karşılaşma ilkbaharda olur.

Tarlasarmaşığıgiller’den, Türkiye’de de doğal yayılışı bulunan bir bitkidir. Bir türünün tohumları yerli kültürlerde halüsinojenik etkileri sebebiyle kullanılmıştır. Tohumları genel olarak toksiktir.

* Ormanı kesilen dağ, geçen seneki poyrazda 30’a yakın ağacını kaybetti, Ahmet Abi bundan bahsediyor.