dünya adındaki kap

Bir bitkiyle ilk karşılaşmamızda çocuklar gibi heyecanlanıyorum hala. Ve o ilk karşılaşma hiç bitmiyor. Şimdiye kadar 400’e yakın bitkiyi fotoğrafladım, fırsat buldukça okudum, araştırdım. Görseniz küçücük bir alanda dönüyorum üstelik. Ulu tepelerin arasında karar kılmış küçücük bir tepenin başında. Şaşkınlık hiç geçmiyor. Bir bitkinin başka arkadaşları var mı diyerek çıktığım bir yürüyüşte çok kolay yola nereden başlamıştım unutabilirim. Dönmem gerektiğinde de başladığım yeri bulduğum pek nadirdir. Çiçekleri görünce bütün çiçeklerin birbirine girdiği bir kaleydoskop canlanıyor gözümde.

Bugün biraz ineyim dedim yüksekten engine. 12 bitkiyle tanıştık böylece. Kıpkırmızı bir gündü, önce kocaman bir şakayık lalesi (ben anemone sandım tabii, o koca kırmızılığı görünce ayarım şaştı), sonra kaba lale, bir tür gelincik, çiçeğesor, damkorugillerden bir güzel, bir tür yapışkan otu, karga dıdağı, çoban zurnası, hardal, üçgül, sütleğen ne bulduysam ışığını getirdim eve.

Doğada insanı tek kaba akıtan bir büyü var. Her şeyin birleştiği, aynı şarkının ezgilerini mırıldandığı bir şenlik sürüyor bu kapta. Şu çimleri başımın altına yastık edip uyuyabilirim. Sonra kalkar, kaldığım yerden devam ederim filizleri tırtıklamaya. Tohumlar patlar, dallar uzar, çiçekler salınır, arılar vızz, vızzz, kelebekler konar, üzerimden bir domuz geçer basmadan ama ne olduğumu koklayarak, yapraklar dökülür ve yeniden.

Bazısının ışığını yakalayabildim gibi görünüyor;