bitkilerin bildikleri*

Daniel Chamovitz, Bitkilerin Bildikleri’nde; “(…) İnsan davranışını bitkilerin kendi dünyalarındaki işlevsel haraketlerle kıyaslayamayız, ama sizden kitap boyunca bitkiler için genelde insan deneyimlerine mahsus olan terminolojiyi kullanmamı hoş görmenizi rica ediyorum. Bir bitkinin gördüklerini veya kokladıklarını araştırırken, bitkilerin gözleri veya burunları olduğunu ( ya da bütün duygu girdilerini duygularla renklendiren bir beyinleri olduğunu) iddia etmiyorum. Ama bu terminolojinin görme, koku, bitkilerin ne olduğu ve nihayet biz insanların ne olduğu konusunda yeni düşünceler geliştirmemizde bize yardımcı olacağına inanıyorum” diyor. Ancak kitap boyunca bu terminolojiyi her kullandığında yanlış anlamaya sebep olmaması için uyarıları -veya insandan farklılıkları diyeyim-, sıralıyor. Tam bitkinin gözüyle görmeye başlayacağım hizaya çekiliyorum. Dolayısıyla seçilen terminolojinin bu uyarıları es geçmeden işe yaraması zor.

Bitkilerin gördüğünü, kokladığını, bildiğini, hissettiğini, duyduğunu düşünebilmek aynı kelimelerle söylersem “insanın ne olduğuna” dair bir anahtar. Anahtarı bulunca kapıyı saklayan orman açılıyor.

Bugün kitaptan asalak bir bitki olan Küsküt’ün (Cuscuta sp.) domatesi çok sevdiğini, kokusuna doğru kollarını uzattığını, yaprağını kokusundan yakaladığını öğrendim. Bir lokantaya otursa domates istermiş, hani neredeyse diğer bitkiler açlıktan evlaymış 😉

Burada ise umduğunu değil bulduğunu yiyor; bir Kılıç kekiğini.

*

Darwin ve oğlu Francis, ışığın bitkilerin büyümesi üzerine etkilerini Phalaris canariensis (Kuş yemi, Kanarya otu) üzerine yaptıkları bir deneyle ortaya koymuşlar. Bitkilerin ışığa yönelmelerine “fototropizm” deniyor. Bu deneyle bitkilerin ışığa yönelmelerinin fotosentezden kaynaklanmadığını , bitkilerin doğasında var olan, ışığa doğru hareket etme duyarlılığından kaynaklandığını kanıtlıyorlar. Deney çok basit; saksıda yetiştirdikleri bir Kanarya otu’nu günlerce karanlık odada bekletirler, sonra bitkinin üç buçuk metre uzağına yerleştirdikleri gaz lambasını yakarlar. Sadece üç saat sonra bitki ancak loş bir ortam oluşturacak kadar açtıkları gaz lambasının ışığına doğru eğilir. Bundan sonra bitkinin hangi kısmının ışığı gördüğünü sorgulamaya başlarlar. Bu amaçla yaptıkları çalışmayla da fototropizmin ışığın bitkinin sürgününe ulaşmasının bir sonucu olduğunu ve bu bilgiyi orta kısmına göndererek, gövdenin ışığın geldiği yöne doğru eğilmesini sağladığını kanıtlarlar.

Fotoğrafladığım bitki büyük ihtimal Phalaris canariensis. Veya bir Phalaris türü. Buğdaygiller’den. O katmanlı eğri başağını çok sevdim ama bu bilgiyle başka bir anlam da kazandı.

* Daniel Chamovitz; “Bitkilerin Bildikleri”