senin kanatlarının günahı yok

Ben ayvaya bakıyorum, ayva bana. Bu çok garip bir his. Birinin emek ettiği, senelerce didindiği bir bahçeyi sahiplenmek. Ve hop ayva toplamak oradan. Hop bakla toplamıştım ilkbaharda da. Ben de gözetilmiş bir bahçeyi bıraktım ardımda. Kekiğini, ıhlamurunu, mamığını toplayan da böyle hissetmiş midir? Hissetse de kınalı sütleğeni bahçeye taşımak için ne çektiğimi nereden bilecek, nereden bilecek sanki oraya aitmiş gibi duran her bir ottaki deliceyi? Veya düşünecek mi en azından enikonu. Düşünse ya.

Ayva ağacına, o en sevdiğime karşı bir çeşit yabancılık, meyvesine karşı haksız kazanç hissi. Gerçi beni bu bahçeye bağlayan ayva olmadı. Sırtını dayadığı orman gönlümü çeldi. Yine de kaldık mı ayvayla baş başa, kalacaktık.

İlk bakışta bu ayva bahçesini kuranın aklı geçim derdindeymiş gibi görünüyor. Ne ekeyim diye düşünmüş, sormuş, bakınmış. Ayva demiş sonra. Köye gölet yapılınca kapalı sulama sistemiyle birlikte meyve bahçeleri, mısır gelmiş. Su olmasa, buğday, yulaf, çavdar, mercimek, nohut ekilecek. Öylesine değiştirmiş dağın bu eteğini su.

Ama iki hurma göz kırpıyor aradan, bir hünnap, evin zeytini çıksın diye ekilen ve nedense hiç meyveye durmamış 5 zeytin. Bir çardak ve onun yanı başına dikilen asma var daha. Yırtılmış çocuk ayakkabıları sağda solda. Eski arısız kovanlar başıboş duruyor. Birini de ters çevirip altına kav mantarı* koymuşlar. Islanmasın da, ateşi başlatsın. Kararmış bir taş öbeği ocak kurulup yemek yendiğine, toprağın gönül eylediğine delalet. Yolu kesen bir meşeyi odun ederek ya da satarak kalan iki meşenin gövdesi arasına bahçe kapısını kondurmuş. Meşenin dalları kapının üstüne eğilerek bahçeyi görünmez kılıyor. Ormandan önceki neredeyse son açıklık. Hakiki saklı bahçe.

15 sene budamış ayvayı. Budanan dalları sınırlara taşıyıp çitini yapmış. O çitlere böğürtlenler sarılıp ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ Bir de henüz tanımadığım bir sarmaşık, uç uç tohumlu. Son 3 sene yorulmuş artık dal toplamaktan ağaçların dibinde çürümeye bırakmış. Belki de oğuldu hiç başlamadan yorulan. Ağacı eken anaydı, babaydı. Neyse ne, emeğinin karşılığını alamamaktan, alamayacağından emin satmış tarlayı. Bu yüzden hop ayva topluyorum.

Bugün ayva hasadına başladık, ondan bu bakışma. Hasat dediysem öyle çok değil. Hasat dediysem erken daha. Ama poyraz döktü ayvaları. Kurt işlemiş olanlardan kurtuluyor ağaç. Bu yıl verim yılı değildi/değilmiş. Bahçeyi sadece kaolinle korumaya çalıştık. Baklagiller tohumlarını saçar saçmaz, ağaçların altındaki otu biçtik. Birkaç fide taşıdık Akdenizli, o kadar.

Ağır ve ezici bir şey kesif bir ayva bahçesi. Burada biraz yabani ot seviciliğine ara verdim. Hem ağaçların alışık olduğu ortamı kısmen de olsa sürdürebilmek için hem de bunlar ot mu ki birer azman. Özenle, dikkatle biçildi otlar yine de. Örneğin yara otuna, bir çeşit yoğurt otuna, kantaronlara iltimas geçtim. Bazılarını ise ister biç ister sev yine orada; beşparmak otu, çakal otu, çakır dikeni, bögürtlen, ayrık. Ve üzgünüm bahçe mazot fiyatları o kadar arttı ki gözüm otunun üstünde değildi. Bugün ince ve nazlı, küçük nane yapraklı, sarı bir papatyagil çarptı gözüme, üstünde daha, tel tel dile benzer çiçekleri. Kimdi?

Kaolin** tek başına yeterli değilse de işe yaradı. Biraz ötedeki elma bahçesinde “güneş yanıklığı” sorunu yaşanırken bizim ayvaların neşesi yerindeydi. Lakin meyveyi kurda kaptırdık. Elma, ceviz, ayva neredeyse yan yana ekiliyor. Bir tek kış deresi boyunca uzanan çınar, hayıt, meşe, yabani erik, menengiç, bögürtlenin sıkı birliği korudu, koruyamadı ayvayı. Kurt eksik olur mu hiç?

a kurt, yuvan ne güzel
ayva kadar seviyorum seni
gönlüme göre değil
başka türlüsü.

geçinemesem ne
doyamasam ne
senin kanatlarının günahı yok

*”Hatay’da Kav Mantarı ile Ateş Yakma Kültürü Yaşatılıyor” https://www.youtube.com/watch?v=K9AdIzip2yE
**Meyvelitepe’ye kaolin üzerine hazırladıkları yazı dizisi için çok teşekkür ederim.

Yukarıya kaydır