bir garip oldum

Bir yaban yemişini görmek endemik bir bitkiyi görmekle eşdeğer bir etki yaratıyor bende. Tek yıllık bitkiler eğer dar yayılışlı endemik veya endemik değillerse hayatlarına devam edebilme şansına bir nebze de olsa sahipken çalı ve ağaçlar insan etkisine daha fazla maruz kalıyor. Örneğin bu bölgedeki toprak kullanımı, arazi satın alındığında Beko adı verilen bir araçla içine girip bütün çalı ve ağaçları sökmek, toprağı tesviye etmek ve yerine kültür bitkilerini ekmek şeklinde oluyor. Ancak geçmişte bu teknoloji henüz yokken insanlar araziyi kendi isteklerine uydurmak yerine, arazinin yapısına uymuşlar. O yerinden kaldırılamayan kayalar bir evin duvarı, kuyu, mahzen, çardak, ağıl, üzüm ezme yeri, buzdolabı olabilmiş. Bu sayede eski bir bahçede iki Üvez türü görebiliyorum. Çalı ve ağaçlardan kurtulmak istedilerse de o kadar dayanıklılar ki. Bıraksan çalı olacak bir bitkiyi sadece budamakla yetinmiş, ağaca dönüştürmüşler. Beko’nun yaptığı gibi köküyle çıkarmadığın sürece yaksan da kessen de oradalar çünkü. Yeni sürgünleri ışığı görebilmek için bekleşiyor karanlıkta. Hatta kesmek, yaban ağaçlarının birçoğunun sürgün üretimini hızlandıran bir süreç. Bu yeri geldiğinde bir üretim tekniği olarak kullanılabiliyor; mesela Defne için. Toprak üstü gövdesini yok eden yangınlara ve büyük otçullara karşı geliştirdikleri bir savunma, testereye karşı da işe yarıyor. Unutulan bir kök olursa Beko bile ağacı yok edemiyor.

Aynı zamanda ilk defa Üvez görüyorum. İlk defa görmek hem bir utanç hem de şükran duygusu uyandırıyor. Daha önce görmemiş olmama bahaneler arıyorum; yok edilmesi, birçok türün yüksekte yetişmesi, çiçekteyken veya meyvedeyken görememem ve yapraklarını es geçmiş olmam. Niye bilmiyordum diyorum sonra. Bu çok ağır bir soru. YazıYaban, yabanın yemişlerinin aşkıyla başlamadıydı mı zaten? Daha çok tanınan hatta pazara da gelen Alıç ve Muşmula gibi bir meyve değil Üvez. Her bölgede durum böyle değil ama, bazı yerlerde kimi Üvez türlerinin (Sorbus domestica) yetiştiriciliği bile yapılıyor.

Çıtlık, Alıç, Muşmula, Mersin, Defne, Mahlep, Üvez, Dağ muşmulası derken giderek genişliyor yaban dairesi. Bu daireyi tanıştırdığı üç yemişle genişleten Çaltıbozkır kooperatifi‘nden Asım hocama minnetarım. Tohumlarından ödünç almak için sözümü de kapıp cebime koydum. Böylece Ak üvez, Akçaağaç yapraklı üvez, Dağ muşmulası paylaşacağım tohumlar arasına girdi, eğer kuşlara kaptırmazsam.

Üvez türleri özellikle yaprak şekillerine göre birbirinden ayrılıyor; yaprak biçimi, kenar dişleri, loblu olup olmaması… Peki Üvez olduğunu nasıl anlayabiliriz; meyveleri Gülgiller üyelerine benzemiyor mu; Kuşburnu’na Alıç’a, Muşmula’ya, hareket noktamız bu aşinalık. Tüm Sorbus türlerinin tanı anahtarlarını “Türkiye’nin Ağaç ve Çalıları” kitabında bulmak mümkün. Yaprak şekilleri, yetiştikleri rakım ve bölgelere göre eleme yapınca Doğu Akdeniz’in payına 6 tür düşüyor. Elemeyi “Bizim bitkiler” ve “Tübives” sitelerini kullanarak yapabiliyoruz. Arama kutusuna bilimsel cins adını yazmamız yeterli; “Sorbus”. Kalan 6 türün özelliklerine bakınca karşılaştığım bitkinin bilimsel adıyla Sorbus umbellata olduğunu anlıyorum. Türkçe adıyla Ak üvez, Geyik elması. Ancak Geyik elması adı birçok yaban yemişi için de kullanılan bir isim olduğu için Ak Üvez’i kullanmayı tercih ediyorum. 850-2500 metre yükseltileri arasında, Akdeniz, Ege, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun kimi bölümleri ve Batı Karadeniz’de yaşıyor .

Bugün, söküp atılan, önemseyen veya bilinmeyen Üvez türlerinin fidanları 100 küsür liraya bile satılabiliyor. Bu bahiste belki en büyük payı “bilmemek” kapıyor. Her yörenin bitki varlığıyla ilgili bir haritası olmalı, tıpkı turizm bürolarından dağıtılan gezip görülecek yerlerin yer aldığı broşürler gibi bitkiler için de böyle bir yayın oluşturmak hiç zor değil. Bitkilerle ilgilenen bir yapının varlığının bile ne çok şeyi değiştirebildiğini bizzat gözlemleyebiliyorum. Köyümüzde faaliyet gösteren Çaltıbozkır Kooperatifi‘nden haberdar olan yukarı yaylanın köylüleri keçiler yemeden bir Kısa Mahmut Otu türünü toplayıp heyecan ve umutla getirmiş, bir değeri var mı onu soruyor. “Farkındalık” dediğimiz duyguyu/düşünceyi geliştirebilmek için, bağ kurabileceğimiz bir alanın/mekanın varlığına ihtiyaç duyan canlılarız. Botanikle ilgilenen tüm bilimler etnobotanik kayıtlardan yola çıkarak araştırmalar yapıyorken, yani en değerli şey yöre halkının bilgisi ve kullanımı iken, bunun değerini bile ölçemiyor, bilimin/teknolojinin kendi laboratuvarında sıfırdan bir şey ürettiğini sanıyoruz. Eğer bir bitkinin yerel kullanımı varsa bu en önemli veridir, bilmeye, anlamaya giden yol böyle açılır. Yeni hiçbir şey yok, her şey taş taş üstüne. Kısa mahmut otu zaten yerel olarak da kullanılmıyormuş, toksikolojik etkileri yüzünden genel kullanıma açılabilecek bir bitki de değildi ama bu daha başlangıç. Asıl önemli olan kooperatifin varlığının yöre halkını heyecan, merak ve umuda aşılaması.

Üvez’in binasını biz kurduk, kuşlarla birlikte. Varlığı orman ekosistemi için vazgeçilmez olması bir yana insan için de çok değerli bir besin. Öyle ki etrafında pervane olunacak, korunup gözetilecek cinsten. Bahçenin sahibi sağlık sorunlarından bu bitkiler sayesinde kurtulduğunu söylüyor mesela. Geleneksel kullanımlar farmakolojik araştırmalarla da destekleniyor. Hem yaprakları hem meyveleri idrar söktürücü, iltihap ve ödem önleyici, ishal kesici, damar sağlığını koruyucu, bronşları ve damarları genişletici olarak kullanılıyor. Özellikle şeker, kalp-damar ve karaciğer hastalıkları için. Olgun meyveler taze olarak yenilebiliyor, çay, reçel, şurup, jöle, likör ve sirke yapılıyor. Yaprak ve meyveler kurutularak da kullanılabiliyor.

Güçlü kök yapısı yüzünden erozyon alanlarında ekimi önerilen, herhangi bir sebeple atıl kalmış, taşlık, verimsiz addedilen topraklarda bile yetiştirilebilecek direngen, kanaatkar bir bitki Üvez. Yaban hayvanları için çok değerli yemiş türlerinden biri. Özellikle kuşların ana besin kaynaklarından. Tohumlarının ekicisi de kuşlar. Öyle ki tohum alabilmek için meyvelerin olgunlaşmasına bekçilik etmek gerekiyormuş. Bu türün meyveleri Temmuz-Ağustos arasında olgunlaşmaya başlayıp kırmızıya dönüyor. Üvez türleri genellikle yaz başında veya yaz aylarında açtığı çiçekleriyle arılar için de çok kıymetli bir besin bitkisi. Tüm bunlara rağmen arazi kullanımı, yapılaşma, odununun değerli olması ve gençleştirilen veya tıraşlanan orman alanlarının daha kolay yetiştirilebilen ibreli ağaçlarla donatılması nüfuslarının bir hayli azalmasına sebep olmuş. Çevremizde görebileceğimiz üç beş bireyin toplayıcılığına soyunmamamız, tohumdan, çelikten, aşıdan yetiştirmemiz, var olanları da koruyup kollamamız gerektiğine dair çok önemli bir uyarı.

Şimdi; aşıkları Karatavuk veya Öter Ardıç Kuşu gibi, -yerel adıyla Cırrık- Ak üvez’in üzerinde dönerek, alını göstermesini bekliyorum. Öter Ardıç kuşu’na Cırrık dendiğini de yeni öğrendim. Oturtuyorum Ahmet Abi’yi ekranın başına, buna ne diyorsunuz, şuna ne diyorsunuz diye soruyor, bir yandan da hayvanın/bitkinin hayatımızdaki eski/yeni yerini anlatıyorum. Bazen gözleri doluyor, ‘bir garip oldum’ diyor, ‘böyle görünce, duyunca.’ Bu kadar yakından, bu kadar güzel, bu kadar dost görmek, garip ediyor insanı.

Kaynaklar ve bağlantılar

– Orman mühendisi Hazin Cemal Gültekin’in hazırladığı çok güzel bir kitapçık var, pdf olarak bulunabiliyor; “Üvez Türlerimiz ve Fidan Üretim Teknikleri” Gültekin, yaptığı birçok çalışmayla yaban bitkilerinin ekimi konusunda benim için yeri doldurulamaz bir rehber oldu. Diğer çalışmalarına da OGM sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.
http://docplayer.biz.tr/167327282-T-c-suleyman-demirel-universitesi-fen-bilimleri-enstitusu.html
https://www.researchgate.net/publication/338622921_Uvezin_Insan_Sagligi_Uzerine_Etkileri_ve_Kullanim_Alanlari
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/195551
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1172146
https://blog.meyvelitepe.org/2007/12/02/uvez-agaci/