adlar ve ötesindekiler

Bu bizim koyduğumuz ad; Öter ardıç kuşu. Kuşun haberi yok. Yine de adı bilmek, adını koyabilmek bir engeli aşmaya benziyor. Gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Tıpkı bitkilerde olduğu gibi. Adı bilmek, daha önce bu kuşa, bitkiye bakmış her bir insanın bilgisini, görgüsünü heybeye katabilmek demek, eğer ulaşabiliyorsak. Heybe dolunca kurulan ilişki de değişiyor; ne yer, neyi sever, nereye tüner, yuvasını neyle yapar, nasıl yaşar , yumurtaları ne renk ve daha nicesi… Adların dünyaya tutunmamızı sağlayan ince kökler olduğunu düşünüyorum. Belki bu yüzden onları ve hayatımızdaki ağırlıklarını unutunca hasta oluyoruz. Aynı zamanda kuşun, ad sayesinde erdiğimiz bilgilerin, görgülerin toplamından başka bir şey olduğunu da unutmadan elbette. Bu da ad ötesi; kazık kökümüz.

Kuş bir ad. İnsanı bir yere gönderiyor; gökyüzüne, uçmaya, kanada. Yüküyle beliriyor ad. Eğer Öter Ardıç kuşu ise, bir yanılgıya gönderiyor kimini. Bahçede bulup kertenkele yumurtası sandığım mavi yumurta kabuğuna mesela. Tabii ya, kabuğu bulduğum yerde yaşayan 80-100 yaşındaki Kızılçam’ın dallarına kurulmuş bir yuvadan düşmüş olmalı. Türkiye’de yaşayan kuşlarla ilgili çok güzel bir veritabanı olan Trakuş sitesinin sayfalarında saatlerce gezmem gerekti, bu bağı kurabilmek için.

Dağ bağlandı Öter ardıç kuşu’na, kuş dağa.

Bu da tanıdık ünülemesi; https://www.youtube.com/watch?v=cMTtYI4kYcc