tohumun vurulduğu

Yağmur yağmadı.
Kucağımda ateşten bir top var.

Bu da başka bir kantaron türü. Hypericum amblysepalum ile Hypericum linarioides arasında gidip geliyorum veya belki başka biri, arada kalanlardan. Konumuz çiçekleri. Şimdi kırda, orman açıklıklarında sarıları uzaktan çağırıyor olmalıydı. Hiç çağırmadı. Burası kuşun, rüzgarın sesleriyle dolu. Hişt dese duyulur oysa. Çok azı çiçeğe durabilecek kadar gövde yaptı. Gövdeler de güdük kaldı. Daha genç bitkiler ise çiçeğe duramadan kurudu. Kupkurudu. Biri çok şanslıydı. Tohumları bir asmanın yanına düşmüş. Azıcık nem yetmiş keyif sürmesine. Bağın gülü olmuş.

Ormanı görseniz işlerin yolunda gitmediğine inanmazsınız. Yemyeşil. Ağaçlar, kökleriyle karanlığa sığınmakta mahir çünkü. Karanlık biriktirip azar azar besliyor.

Yağmurun yokluğu sadece toprağı çatlatmayacak çat diye. Otsu bitkileri, tek yıllıkları, patlayan tohumları, çiçeğini yaz başına veya ortasına sarkıtanları görünce dilim de çatlıyor.

Kantaronun susadığı, denizin çürüdüğü, tohumun vurulduğu; dil.
Dilime yağmur gerek.