sol gömlek cebi hizasında aşk

Achillea aleppica (Tatarcı otu)

Kardeşi Achillea millefolium (Civan perçemi) gibi şifasından faydalanabildiğimiz bir bitki mi bu, bilemiyorum. Aktarlarda sarı civan perçemi diye satılıyor ama sarı çiçekleri olan civan perçemleri de bir tane değil ki. Geleneksel toplayıcılığa güvenmekle birlikte yine de bu bitkilerin hangi tür olduğunu bilen bir aktara rastlamak isterdim.

Erhan Tuzlacı’nın verdiği bilgilere göre Türkiye’de iki Achillea türü besin bitkisi olarak kullanılıyor. Achillea biebersteinii ve A. tenufolia.

Burada doğal yayılışı bulunan Achillea aleppica’nın ise biri endemik olan iki alttürü bulunuyor. Araştırmalarımda gelebildiğim nokta bu oldu, tabii doğru yere geldiysem.  Bundan sonra ya üniversitelerin botanik bölümlerine kuru bitki materyalleri göndererek tanı rica edilecek. Ki bu konuda çok anlamlı bir proje devam etmekte. “Türkiye Bitkileri” sitesi. Sitenin facebook sayfasında amatör ve profesyonellerce paylaşılan bitki fotoğraflarına yorumlar yapılıyor. Dikkat çeken bitkilerin bilim insanları tarafından izi sürülüyor.

Bir tanıda bulunabilmek içinse türlerin “tanı anahtarı”nı bilmemiz gerekiyor. Bu konuda başucu kitabı kabul edilen P. H. Davis’in “Flora of Turkey and the East Aegean Islands” adlı, 1965 tarihinde ilk basımı yapılan, 10 ciltlik çalışmasına ulaşabilmekse biraz zor. Sahaflarda çeşitli ciltlerini bulabiliyoruz bulmasına ama hem çok pahalı hem de bulunca anlayabilmek de lazım. Anlayabilmek için iyi düzeyde İngilizce dil bilgisi ve botanik bilimi kavramlarına hakimiyet gibi beceriler de geliştirmiş olmak gerekiyor. Elbette bu çalışma kapsamı itibariyle bir rehber sayılıyor. Bunun dışında daha dar kapsamlı ve ulaşması görece kolay olan yayınlar da var.

Aslına bakarsanız bitkilere hatta insan dışı canlılara duyduğum ilgi, bu ilgiyi bir ehliyetle taçlandırmadığım sürece beni bir botanikçi, zoolog veya mikalog yapmayacak, buncası yetiyor bana. Hatta -söz meclisten dışarı- uzmanlığın o parmakların yaptığını bedenin bilmemesini sağlayan dilinden, yaklaşımından hep ürktüm. Araştırılan şeyle araya soğuk soğuk mesafeler koyan bu dil canımla, cananımla hasbihâlime engel. Alışkanlıktan da olsa işin içine petaller, sepaller girince prospektüs okuyormuşum gibi hissetmekten alıkoyamıyorum kendimi. Şunun gibi bir şey; lise sayılabilecek bir üniversitede okurken tez konularının kararlaştırıldığı gün okula gidememiş ve gıyabımda belirlenen konuya mecbur bırakılmıştım. “Sait Faik Öykülerinde Sıfat Tamlamaları”  Sait Faik’i çok severek okudum, okurum ve gönül indiremedim böyle bir konuya.  Lâ havle bakışlı bir hoca karşısında ısrarla “Sıfat tamlamalarının Saif Faik’le arama girmesini istemiyorum.” diye direttim. Şimdi o hoca karşımda otursa “Peki, kim kazandı?” diye sorardı. Tez konumu değiştirdim ya. Ona göre konuya böyle yaklaşmak baştan kaybetmek demekti. Ama ne tatlıdır kazanılması gerekeni kaybetmek ve kaybedilmesi gerekeni kazanmak.

Elbette bu dilden çok geri de düşemiyorum, bitkilerin Latince adlarına referans vermek gibi. Aksi takdirde o bitki hakkında bir başkasının ulaşabileceği bilgi bir toz bulutu içinde kaybolabilir, hele ki internette ve Türkçe olarak güvenilir bir bilgiye ulaşılmak isteniyorsa. Ama amatör bilimin uğrakları da bol neyse ki. Bir mercek, bir kayıt cihazı, bir fotoğraf makinesi, farklı ebatta torbalar ve kaplar, bir makas, bir bıçak, küçük bir kürek, bir sırt çantası, bir de sol gömlek cebi hizasında aşk yeterli.

Sarı civan perçemi veya tatarcı otu. Olmadı Achillea. Hani o Paris’in attığı zehirli okla topuğundan yaralanan Achilleus’un adıyla. Papatyagillerdensin ya, başımı sana doğru eğdiğimde o sarı yumakların kokusu geliyor burnuma, hay bin papatya!

Tohumlarından yetiştirilebileceği gibi etrafındaki minik fideleri bahçeye taşımak da mümkün. İlkbahar başında fideleri taşımak, sonbaharda tohumları ekmek, mevsim mevsim, sonra bahçede sarı bir iklim.