Her yer cayır cayır iklim

Neredeyse içerisiyle dışarısının ısısının aynı olduğu, nefes alamadığım bir haftadan sonra sıcaklıklar normale döndü. Üzerimde yün ceketle oturmaya, yeni yeni kendime gelmeye başladım. “Çölün kımıldayan yaprağı” benzetmesini borçlu olduğum gece en beteriydi. Gecenin 2’sinde nefes alamayarak uyandım ve bahçeye çıktım, yaprak kımıldamıyordu. İnanamayıp bahçedeki her otun, ağacın, çalının yanına gittim, yok. Canlılığa dair bir şey “kımıltı”. Hastanın nefes alışlarını kontrol etmemiz bu yüzden. Gögüs kafesi inip çıkıyorsa sorun yoktur.

Bahçe nefes alamıyor gibiydi. Çoğunluk, dünyaya tabi oluşumuzu reddediyor veya göremeyeceği kadar klimalarla çevrili. İklimin içindeyiz ama kendimize mikro-iklimler yaratıyoruz. Bu mikro-iklim iklimimiz olacak yakında. Her yerin klimalandıralacağı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Güneş cıss. Bırakalım klimayı mahallesinde ağaç bile olmayan insanları düşünün bir de. Kent Rasathanesi’ni takip ediyor musunuz? Sıcaktan kavrulan kentler başlığıyla hazırlanan bu bölümde iklim krizinin faturasını en çok kimin ödeyeceğinden bahsediyorlar; @kulturhane.mersin, @kent_rasathanesi; https://bit.ly/3jEW4Fr

Her ne kadar Yazı Yaban sadece bir sosyal medya sayfası olmasa da sosyal medya dinamikleri ilgimi çekiyor. Kımıldayan yaprak dememle birlikte İnstagram takipçi sayıları düşmeye başladı. Nefes alamamamın sebeplerinden biri de, bu tahamülsüzlük, nefret, ayrımcılık, dışlama, şiddet, yok sayma tutumu. Siz gittiniz veya görmek istemiyorsunuz diye feministler, lubunyalar yok olmayacak. Odanıza kapanıp klimayı açabilirsiniz ama her yer cayır cayır iklim.

Bir de bostanın arka yüzü var. Geçen sene çuvalını 25 liraya aldığım saman bu sene 60 lira. Tarım konularında yazan Ali Ekber Yıldırım kuraklık yüzünden “saman adeta Türkiye’nin bitcoini oldu” diyor. Şimdiden istifleyen fırsatçılar varmış. İyi ki geçen sene istiflemişim; 6 çuval 😉 Yoksa sadece yataklara serdiğim samanın maliyeti 360 lira olacaktı. Tabi bu bütün gıda fiyatlarına yansıyacak. Hemen her şey buğdayla ilgili çünkü. Hayvanın yediği bu kadar değerlenince boku da değer kazanacak. Bahçeye giren gübrenin fiyatı da 2 kat arttı. Atıklarımız bahçeyi beslemeye yetmiyor, kimseden atık da toplayamam, şehirde çöp olan burada keçinin, tavuğun azığı. – Bu arada şehirden arkadaşlarım organik atık toplayarak kompost dağları yapıyor; @bediz_ylmz. Çöpler çekirdeğe dönüşecek bir gün. Şehir – kır konusu da giderek ilginçleşmekte.-

Bitti mi bitmedi; suya para veriyor, zamanımı bahçede geçiriyorum. Evet zehirsiz dolayısıyla buna değer denebilir ama zehirsiz gıdalara bütçe ayıramadığım, markete/pazara bez torbayla gidip içine türlü çeşit plastik poşetli ürün doldurduğuma göre zehirsiz yiyecek benim için “Hermes” marka çantayla dolaşmak gibi bir şey. Ayaklarım yorgandan taşıyor.

Bostanı, bahçeyi, küçük çiftçiliği, her zaman bazı olmazsa olmaz ayaklar taşıdı. Bunlardan bence en önemlisi hayvancılık, imece ve kalabalık bir aileydi. Hayvan besler, çıkan gübreyi bostana atarsın. Ki holosenle birlikte yerleşikliğin, bahçenin var olabilmesinin sebebiydi gübre. Hayvana vereceğin yemi , buğdayı, burçağı kendin yetiştirirsin, hasadını, harmanını imeceyle kotarırsın. Bahçede ailenin her üyesi bir işin ucundan tutar iş gücü sorununu böyle çözersin. Şimdi her şey dışarıdan. Sadece benim durumum değil saçma olan sıradan bir köylü için de durum aynı. Buğday makinelerle biçiliyor, otunu temizleyecek kimse olmadığı için yapay gübre kullanılıyor. Yapay gübre+biçer döver+ patoz parası buğdayın ettiğinden, edeceğinden fazla tutuyor. Ayrıca kuraklık yüzünden saman da hayvana yetmiyor. Bir de yem parası biniyor üstüne, ayıkla samanın sapını.

Bundan gayri bostan/bahçe/küçük çiftçilik eğer bir topluluk/kollektif/kabile vb. yoksa, zengin veya emekli maaşı dolgun kişinin veya büyük sermayeli girişimcinin işi oluyor. Henüz kıra bir yolculuğa çıkmamış olana öğüt; önce kabileni bul. Veya önce iyi bir komşu olmayı öğren, sonra birlikte eyleyebileceğin insanlara elini uzat. Buğdayı birlikte ekin, birlikte biçin misal. Örneğin @mayisaru şöyle diyor; ” Her adımında olduğu gibi biçmeyi de imeceyle, elbirliğiyle yapıp gözümüz gibi baktığımız buğday demetlerimizi tarlaya yatırdık.(…) Barbaros’ta çiftçilik yapmayıp esasen toprağın kendilerini nakış gibi işlemesine izin veren bir ekip var.” El ele, omuz omuza değmiş, böyle buğday tadından yenmez, bitcoin de neymiş; https://bit.ly/3hAleCl

Görseller: Bu sıcaklığa ve kuraklığa rağmen malç sayesinde beş günde bir sayılı damlalarla suladığım bostandan. Hiçbir şey ekmedim dediysem o kadar da değil. Kabak yaprakları kımıl kımıl.