sumağa övgü

12 Eylül 2019

Günler Sumak toplamakla geçiyor. Gelenin neden yıkmıyorsun dediği, bir zamanlar oğlakla keçiyi ayırmak için kullanılan taş duvarlar şimdi sumakların yuvası.

Sumaklar kahverengi olur, kızarır. Meyve salkımlarının başları eğilmeye başlar. O vakit toplanma zamanı gelmiş demektir. Kimi elle sıyırarak, kimi salkımı keserek toplar. İkisini de denedim, keserek toplamasından şikayet ettiğini görmedim, sumağın. Asma’nın meyvesini kesip almak gibi düşündüm bunu. Şu üçünçü fotoğraf geçen sene keserek topladığım bir çalının meyve tutulumunu gösteriyor. Toplanan salkımlar serilerek güneşte, eğer oldukça havadar gölge bir yer varsa, gölgede çabucak kurutulacak. Şimdi kurutmalık rüzgarların tam zamanı. Kurutunca hem taneleri salkımından sıyırması kolay oluyor, hem de o yapışkanlık gidiyor. Ama yine de bu ekşiyle eldivensiz baş etmek zor. Çıplak elle işe girişince için için yanıyor ten. Hemen sonra daha güçlü ve derinden esen bir rüzgarda taneler savrularak çöpünden ayrılacak.Bundan kelli ister tane olarak kullanılacak sumak, ister taş dibekte dövülerek baharat haline getirilecek, ister ekşisi yapılacak. Makine maharetiyle çekilen sumaklarda çekirdek dişe geliyor bazen, offf. Bu yönteme bir türlü ısınamadım.

Gözlemlerimde yanılmıyorsam sumağın bir var bir yok senesi var. Bu sene ‘var’ senemiz. Sepetteki sumak salkımları 4 tane çalının verdiği. Daha yüzlercesi var. Hal böyleyken yavaşça ne kendimi, ne ağacı yormadan çalışıyorum. Dudağımda bir şarkı; “Hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan, sonradan” Susamam’da dinlediğimiz Deniz Tekin yorumundan ilhamla.

Yine de yağmurlara kalmamak gerek.

8 Temmuz 2019 gecesi

hâl

Bir de sonbaharı var sumağın
alevli kollarıyla bir
nihayet perisi gibi göğü saran.

8 Temmuz 2019 sabahı

Sumağı (Rhus coriaria) tanıma yollarından, coğrafyanın biçimlendirdiği meyvelerinin hikmetinden bahsetmenin iyi olacağını düşündüm. Zaten bana Sumağı sor, sonra çayıra sal.

Kışın yaprak döken, çalı formunda 2-3 m’ye kadar boylanabilen çalılardır. (Tanımda 2-3 metre boyunda deniyor ama bitki gözlemcilerinin kayıtlarına göre bundan çok daha büyük Sumak ağaçları da var.) Dallar sık tüylerle kaplıdır. 9-15 yaprakçıktan oluşan bileşik yapraklar, 20-40cm boyundadır. Yaprakçıklar 3-10 cm uzunluğunda, 2-4 cm genişliğinde, oval ya da geniş mızrak biçimlidir. Kenarları iri dişli, üst yüzü seyrek tüylü, mat yeşil, alt yüzü tüylü, açık yeşildir. Çiçekler dik ya da yatık salkımlar halindedir, beyazımsı yeşil veya çok açık yeşil renklidir, çanak yaprakları tüylüdür. Küremsi meyveler 3-6 mm çapında, önce yeşil, sarımsı yeşil, sonra kırmızı, kahverengi olur. Meyveler tüylüdür. Gri gövdede dışarıya doğru küremsi çıkıntılar vardır. Bu özellik genç ağaçların gövdesinde belirgindir. Kökler yaralandığında mat, sarı bir reçine akar. Yumuşak, yapışkan ve tadı acımsıdır. Geniş bir kök sistemine sahiptir ve yayılan yumrulardan yeni sumak sürgünleri çıkar. Tohumla, bahar başında bu sürgünler taşınarak veya çelikle çoğaltılabilir. Tohum ekmeyi ve sürgün taşımayı denedim, büyümedeler şimdi.

Ege, Marmara, Akdeniz, Orta İç anadolu, Karadeniz’in kimi bölgeleri, Güneydoğu Anadolu’nun batısı ve Doğu’nun yukarı ve aşağı uçlarında, 600-1900 rakımları arasında doğal yayılışı bulunmaktadır. Türkiye’de doğal yayılışı bulunan tek Rhus türüdür. Görebileceğimiz başka Rhus türleri dekoratif amaçlarla ekilenlerdir. Ve bu türler kimi bölgelerde yayılış gösteriyor olabilir (mi?) Araştırabildiğim kadarıyla bu şekilde ekilen “Rhus typhina” ve bu türün kültür formları mevcut. Bu kültür formlarıyla Sumağı karıştırmak mümkün. Örneğin Rhus typhina ‘Laciniata’. Ancak bu formda yapraklar derin parçalıdır. Rhus typhina ve Rhus coriaria için toksik olabileceklerine dair uyarı yapılmış. Sumak için meyve ve özsuyu hassas insanlarda cilt tahrişlerine neden olabilir deniyor. Zaten sumağı dererken tepe dalları kesilir veya elle sıyrılır. Derme sırasında veya meyveler kuru dallardan ayrılırken eller tahriş olmaya başlar. Çünkü meyve asitlidir. Başka dillerde bitkiye “Sirke ağacı”, “Ekşi baharat” denmesi tesadüf değil.

Yine de emin olmak zor biliyorum, şu durumda alaylı bir toplayıcının peşine takılıp ağacı tanımanızı öneririm. Başka bir ihtimal de farklı olduğunu düşündüğünüz, emin olamadığınız bitkilerin fotoğraflarını çekerek “Flora” grubunda sormak. Daha önce de bahsetmiştim. “Türkiye Bitkileri ” adıyla hayata geçen bu proje takdir edilmeyi, desteklenmeyi hakkediyor. Güvenerek kullandığım tek kaynak. Öncelikle adı üstünde “Türkiye Bitkileri” ve sorulara cevaplar ince eleyip sık dokunarak veriliyor. Bu bazen cevap alamayacağınız anlamına gelebilir. Olsun, bu da çok insanca. Projenin arkasında bizi yanıtlamak için bekleyen robotlar yok nihayetinde. Ayrıca fotoğrafladığınız yeni bir bitki ise projenin sitesine kaydediliyor, sosyal medya akışında kaybolup gitmiyor. Ve herkesin kullanımına açık; bitki tanı anahtarıyla, deneyim aktarımıyla, bir türü tanırken neye dikkat etmemiz gerektiği bilgisiyle.

Yapılan bir araştırmada en iri sumak tanesi örneklerinin Hakkari ve Silifke’de yetişen ağaçlardan toplandığı söylenmiş. Tahmin edebileceğiniz gibi bitkide “kalite standardizasyonu” sağlamak için yapılmış bir çalışma bu. En azından şu an için bitkinin terkibi coğrafyaya göre değişiyor. Kültüre alınmamış hemen her bitkide olduğu gibi. Birinin taneleri iri, birinde protein fazla, birinde yağ, birinde kül. Ve hepsinin, yetiştiği coğrafyayla, o coğrafyada bulunan varlıklarla arasında, şu halimizle takdir edemeyeceğimiz kadar derin bir bağ var. Bize eksik veya fazla gelen şeyler bu bağların gölgesi. Çeşit çeşit özelliği alıp “en verimli” potasında eritince artık biliyoruz ki şifası ve tadı değişecek Sumağımızın. Kimi meyveye durmuş, kimi çiçekten meyveye geçişte, kimi ekşi, kimi ekşimsi. Tüm bunlar insan aklının koyduğu bir hedefte birleşip tarlalara dizi dizi ekildiğinde Sumaklar, aynı zamanda çiçek yapıp, aynı zamanda meyveye durduğunda, bir böcek, bir mantar da gelip aynı zamanda zarar verecek onlara. O vakit, yabanda biten, nevi şahsına münhasır, bu toprakta, bu güneşte, bu taşta, bu yağmurda böyle bitmiş olan Sumakları, incelemeye gelecek bilim insanları. “Bu yaban ağaçlarında ne vardı ki” diyecekler, zayıf düşmüyor bu mantara, bu böceğe. Sumaklar şaşırır mı acaba, biteviye tekrar eden bu bönlüğe?

Ben şanslıydım Sumak konusunda, çünkü yerleştiğim yerdeki sumakları, köylüler zaten toplayıp kullanıyordu, peşlerine takılmam yetti. İyice belleyince kendinizden emin çıkarsınız dağlara. Sumağın henüz stardardize edilmemiş o güzelim kırmızı salkımlarıyla selamlaşmak, azık almak, azık vermek için. Biz ne verebiliriz ki, saygıdan, sevgiden yapılmış bir azıktan başka?

Not: Sumak gevşek, dolgu topraklarda genelde yumrularıyla çoğalıyor ama bittiği yerde bunu yapamayacak durumda olabilir, örneğin bir taş yığınında , dahası kuşların da payı var, başlarında yeterince meyve bırakmak geleneğimiz olsun.

Tohum çimlendirme için bakınız; http://yaziyaban.com/baharat-ne-guzel-bir-sozcuktur

Ayrıntılı bilgi için;
https://pfaf.org/user/Plant.aspx?LatinName=Rhus+coriaria
http://sjafs.selcuk.edu.tr/sjafs/article/view/401
http://gernot-katzers-spice-pages.com/engl/Rhus_cor.html

7 Temmuz 2019

Hiç ama hiç sulamadan büyütebileceğimiz kaç ağaç vardır ki? Gübre vermeden, böylesine tek başına, böylesine umursamaz, yazın sıcağında böylesine gümrah, rüzgara, soğuğa, dona aldırmadan, bir taş yığınının içinde, rüzgarla, üç beş keçinin bokuyla taşların arasında birikmeye fırsat bulmuş azıcık toprakta, kaç ağaç büyür? Taş yığınından eve bir yol açalım dedik, bir Sumağın kökü çıktı meydana, o kökü tutan toprağa baktım durdum. Durdum, baktım. Evet meftunum ona, bu yoksul sözlerle anlatılamayacak kadar.

Hem de ilk seneden, ilk yapraklarını gördüğümüz andan itibaren sergilediği bir güç bu. Hemencecik de meyveye durur. Yaprağı, kabuğu, meyvesi değerlendirilir, aynı zamanda şifalıdır. Ormanda bütün bitkiler böyle büyür de, Sumak, orman da istemiyor, yeter ki bir kere yerleşsin. Bunca yorulmuş, harcanmış, yüzü çoktan akıp nehirlere, denizlere karışmış toprakta, nasıl? Bahçedeki hiçbir şey onun kadar keyifli değil, Kızılçam bile, Kermes meşesi bile, Menengiç bile, Badem bile, Alıç bile. Onlar iklim krizinden haberli. Ama Sumak, bildiğin kahraman. “Dünyayı elinizden kurtaracağım” diyor. Onun keyfinin eksildiğini, yüzünün ekşidiğini görürsem, işte o zaman titrerim korkudan. “Sumak eşiği” diyorum buna, pusulam.

Şimdi de henüz bir çardak yapamadığımız asmaya direk olmaya soyunmuş. Asmalı Sumak veya Sumaklı Asma ağacı. Başında yaban arıları, meyvesinin kızarmasını bekleyen kuşlar, içime içime büyüyor.