bir handır bu bahçe

Withania somnifera

Şifalı bitkilere yaklaşırken genelde es geçildiği gibi bir mucize aramamak gerekiyor, Kuş kirazı’nda da (Withania somnifera). Bir mucize aranacaksa bu ancak bitkiyle ve hayatla kurduğumuz ilişkide aranabilir. Ki çeşitli halkların geleneksel tıbbında Kuş kirazıyla kurulan ilişki yaklaşık 6000 senelik bir geçmişe sahip. Bir hastanenin önünde rastladım ona. Üstelik şikayetlendiğim bir rahatsızlığı giderebileceği iddiasına da sahipti. Belki de şifanın nerede aranması gerektiğine dair bir yolu işaret ediyordu.

Şöyle demiştim tanışınca;

“Silifke’de Devlet Hastanesi, kimse hastaneye gelemesin diye yapılmış, şehire uzak, özellikle köylülerin eğer ceplerinde paraları varsa – ki çoğunlukla yok- iki dolmuşla gidebildikleri ve tekrar dönemedikleri için o günü şehirde yaşayan bir akrabalarının yanında geçirdikleri olağanüstü devlet aklının temsillerinden biri.

Pek tabii ben de randevu zamanını ayarlayamadım. Ne yapar bir mecnun böyle bir durumda, leylasını arar ve bulur da. Hastanenin etrafında dolanırken “Ashwagandha”, -bizcesi “Gelin Feneri” veya “Kuş kirazı”- bitkisine rastladım. Sonra bir baktım tohumunu yurtdışından, oradan buradan bulmaya çalışanlar bile var. Halbuki dogal yayılışı olan bitkilerimizden biri. Tohumunu alınca hakkında biraz daha konuşacağım ama arayan varsa ve Antalya, Hatay veya Mersin’de yaşıyorsa kırlara doğru kırsın yolunu. Özellikle meyveliyken tanımak daha kolay. Olmadı biraz beklesin, tohumlar YazıYaban’dan.” (11 Nisan 2019)

Tübives’e göre Antalya, Hatay ve Mersin’de kıyı şeridinde yetişen, Patlıcangiller’in bir üyesi Kuş kirazı. Dolayısıyla yapraklarını, çiçeklerini görünce tanımak kolay. Yine de aceleci bir bakışla Physalis alkekengi (Güvey feneri) ile karıştırılabilir ama bu yazıyı okuyan herkesin bir bitkiye pür dikkat, özenle,  yaklaştığını varsayıyorum. 1981 tarihli bir araştırmaya göre Ege’de de yetiştiği belirtiliyor. Ancak bitki gözlem gruplarında benzeri bir kayda rastlamadım.

Hindistan’ın geleneksel şifa prensiplerine dayanan Ayurveda tıbbında çok önem verilen bir bitki. Oradaki bilinen adıyla “Ashwagandha”. Sanskritçe ‘Ashwagandha’ sözcüğü, insana bir atın gücünü kazandırmayı ifade ederken, “atın kokusu” olarak çevriliyor. Bu haliyle bitkinin güçlendirici ve afrodizyak özelliklerine işaret ediliyor. Okuduklarımdan anladığım atın kokusu adı, atın özü, atın ruhu gibi bir anlama karşılık geliyor Türkçe’de. Veya gerçekten bitkinin kokusu tarif ediliyor.  Bitkiyi kokladım ama hiç at koklamadım. Tanıştığım ilk atı koklayıp bu boşluğu doldurabilir miyim veya bütün atlar aynı mı kokar? Yedikleri, içtikleri farklı Hindistan atlarıyla, Türkiye atları arasında bir fark olmalı. Boşluk güzeldir, demeli belki de.

Ayurveda tıbbında antibakteriyel, antioksidan, adaptojen, afrodizyak, karaciğer toniği ve anti-enflamatuar özellikleri nedeniyle kullanılmış.  Bitkiden “Medharasayana” adı verilen bir tonik hazırlanıyormuş. Medharasayana da “öğrenmeyi ve iyi bir hafızayı teşvik etmek anlamına geliyor. Sadece Hint tıbbında değil Afrika’da da bitkiden yararlanılıyor. Yapılan araştırmalar bitkinin izini M.Ö. 4000-5000 yıllarına kadar sürüyor. Çin’de kullanılan ilk doğal, bitkisel droglarda Kuş kirazı’nın izi var.

Latince tür adı “somnifera” uykuyu tetikleyen anlamına gelirken, cins adı ise bitkinin ana bileşeni olan ‘withanine’ alkoloidine işaret ediyor. Sıkça kullanılması, bitki hakkında literatürün artmasını sağlamış. Bu araştırmalar, bitkinin, depresyon ve anksiyeteyi tedavi potansiyeli, sinir sistemi hastalıkları, antioksidan özellikleri, anti-kanserojen etkilerine yoğunlaşıyor. Bitkiden birçok başka sorunda da faydalanılmakla birlikte Patlıcangiller’in diğer bazı üyeleri gibi onun için de yapılan uyarı listesi bir hayli uzun. Yapraklar ve kökün narkotik, tohumlarının hipnotik olması yanında bazı durumlarda Kuş Kirazı’ndan uzak durmak en iyisi. (1) Bu uyarıları okuyup bir de Türkçe bilgilere bakınca biraz ürkmedim değil. Bitkinin burada yetişmediğini söyleyenden, Kuş kirazı’nı anlatıp başka bitkinin fotoğrafını kullanana, yan etkilerini  ve ilaç etkileşimlerini es geçene, geniş bir skalada, türlü çeşit yanlış yönlendirmeyle karşılaşmak mümkün. Bu naylon bilgiler arasında gezerken, Meyvelitepe‘nin yazdığı iki yazıyla karşılaşmak, hele de tohumların çoğaldığını duymak, insana nefes aldırıyor.

Genellikle bitkinin kökü kurutularak toz halinde kullanılıyor. Güvenilir bir kaynakta kurutulmuş kök kaynatılarak elde edilen sıvının 3-8 g/gün alınabileceği (2), başka bir kaynakta da dozun genellikle 4-6 g/gün arasında olabileceği söyleniyor ama hemen ardından uygun dozajın belirlenmesi için daha fazla araştırma yapılması gerektiği belirtilmiş.(3) Geride bıraktığımız 6000 yıllık tarihi düşününce, ne kadar “daha” bilemiyorum. Geleneksel tıbbın alanına giren konular söz konusu olduğunda bilimsel makaleleri “daha fazla araştırma yapmak gerek” diye bitirmek neredeyse adetten. Aynı durum ticari olarak satılan bir ilacın etkinliğini ölçen araştırmalarda söz konusu bile olmuyordur. Düşünsenize kullandığımız ilaçların prospektüslerinde “daha fazla araştırma yapılması lazım” yazdığını. Böyle denmiyor ama ürkütücü birçok yan etki sıralanmış olmasına rağmen onları güvenle kullanıyoruz. “Sıfır yan etki” için daha fazla araştırma şart halbuki, geleneksel kullanıma sahip bitkiler söz konusuysa bekledikleri bu. Bizi denek olarak kullanarak araştırmalarını yapıyorlar ve arada bir ilacın beklenenden fazla kişide bir yan etkiyi tetiklemesi piyasadan toplatılmasına sebep olabiliyor. Şu anda dünyada kaç kişi “Ashwagandha” kullanıyordur? Tüm bu insanlardan etkilerine dair veri toplayabildiğimiz bir sistemimizin olduğunu düşlüyorum. İşte hayalimdeki tıp. Ama şimdilik bitkiyi tanıyınca içimize düşsün bir merak, yeter. Geri kalanı araştırılır, soruşturulur. Merağın, ilginin, sevginin vardır bir şifaya çevrimi.

Meyvelerin saponinler bakımından zengin olduğu – Tespih çalısı’nda olduğu gibi- sabun yerine kullanılabileceği ve yaprakların böcek kovucu olduğu belirtilmiş. Bu son fayda bir bahçe-bostan faydası aynı zamanda. Bahçeye, yaşadığım bölgede doğal olarak yetişen, bulabildiğim tüm tohumları taşıyorum.  İstiyorum ki bir uçtan diğer uca çeşit çeşit çiçek açsın, bahçeye uğrayan tüm hayvanat bilsin ki bir handır bu bahçe, istedikleri zaman konaklayabilecekleri.

İşte gidip tohumlarını aldım ve hakkında konuştum sonunda. Tohumlar ilkbaharda ekilebilir. Yüksek rakımlarda veya Akdeniz’den soğuk bölgelerde Nisan sonu, Mayıs başı gibi. Tatula‘yı da böyle ekiyorum. Açık alana ekilecekse iyice güçlenene kadar donlardan korunmalıdır. Bol güneşli, drenajı iyi bir yerde keyifle büyüyecektir. 900 rakımda da yetiştirmeyi deneyeceğim. Aslında çok yıllık olan bitki, bu rakımda tıpkı Tatula gibi geç çiçek ve meyve yapacaktır ama görünmeyi ihmal etmeyecektir. Yine kıyı şeridini seven, bir çocuğun, tohumdan elleriyle büyüttüğü Orkide ağacı, kışın kaybolup yazın yeniden görünüyor nasıl olsa. Bir kış donmayıverse iyice güçlenecek, sonraki kışlar vız gelecek ona.

Kaynaklar;

(1) ‘Side effects’ sekmesi altında yan etkileri, ‘Interactions’ sekmesinde ise etkileşime girdiği ilaçlar anlatılmış; https://www.webmd.com/vitamins/ai/ingredientmono-953/ashwagandha
(2) https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/B9780443069925000104
(3) https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/B9780128021477000528