nihayetinde burası bir işyeri

Bu defa bir plazanın 17. katında değildim. Bir çiftlikteydim. Yabani bitkilerden oluşan bir bahçe yapmak için iş teklif edilmesi, üstelik mekanın Kazdağı’nın ortasında, Bayramiç’in en orman içi köyünde olması beni tavlamaya yetmişti.

16 senedir mesaili çalışma içinde değildim. Çalışma ve mesaili çalışma aynı şeyler değil. İnsan, hayatına devam edebilmek, idame ettirebilmek için sürekli zihinsel ve bedensel emek harcamak zorunda. Bu ev işi, bahçe işi olabileceği gibi söküğünü dikmek de olabilir. İşin niteliğinden bağımsız olarak hayat çalışmaya tabidir. Yani mesaili çalışma içinde olmayan da çalışıyor ama birileri hesabına maaş yatırmıyor.

Çalışma, zahmetli doğasıyla hayata anlam yüklememizi sağlayan biricik uğraş. Diğer anlamları bir yana boşuna değil Zen’deki temel öğretilerden birinin şu olması;

“Aydınlanmadan önce odun kır, su taşı. Aydınlandıktan sonra da odun kır, su taşı”

Ben çocukken etrafta mesleğinin “serbest meslek” olduğunu söyleyen abiler dolaşırdı. Meali şuydu; bazen o iş, bazen bu iş, bazen işşizlikten oluşmuş bir hayatı sürdürüyor oldukları veya kendi işinin patronu oldukları. Alayla karşılanırlardı. İşsizim diyememenin başka bir hali olarak yorumlanırdı durumları. Yine de varlardı, böyle yaşamak da mümkündü. Her ne kadar mesaili çalışma giderek hayatın her alanını doldursa da, insanları becerilerinden edip genişçe kümeslere tıksa da bazıları daha serbestti işte. Ancak bugün bu ara form veya günümüze çevrimleri; freelance vb. gibi, istisnai durumlar dışında neredeyse tamamen ortadan kalkmak üzere. Ayrıca eskinin serbestiyle bugününki bir değil. Bugünün serbestinin ruhu sosyal medya sayesinde bir işletmeye dönüştü. Hiç birşey satamazsa hergün kendi imajını tazeleyip satmaya çalışıyor. İşletmeye dönüşemediyse de batıyor. Artık bir uçta işsizlik, öbür uçta iş var. Açlık veya yarı tokluk var. Sadece karnını doyuramamak değil, insan onuruna yakışır bir yaşama aç olmak anlamında açlık.

16 senelik aradan ve “profesyonel” çalışma hayatımı kapattıktan sonra bunun beni zorlayacağını, adapte olamayacağımı düşünmedim değil ama üzerinde durmadım. İlk defa bütün yabani bitki tohumlarıma günyüzü görmeleri için bir şans verebilecektim. Kafamda aslında yapmak istediğim yegane şey olan “ekerek yazmak” uğraşını erteleyen, öteleyen kocaman bir “geçim derdi taşı” taşıyordum. Her gezeyim dediğimde her yazayım dediğimde bu taş su yüzünde görünmeye başlıyor, teknemi tümden batırmakla tehdit ediyordu. Aynı zamanda yaşam alanı olan bir işyerinde, halihazırda tanıdığım insanların da ekibe katıldığı bir yerde ne olabilirdi ki?

Mobbing’e uğradığını söylemek “incinebilir, incitilebilir” olduğunu kabul etmek demek. Dolayısıyla ilan edilmesi çok zor bir durum. Bu kırılganlığın toplumsal tasavvurdaki dışavurumu; “başarısızlık/güçsüzlük”. İnciniyorsan, güçsüzsen başarısızsın. Çünkü durumu idare edemedin, sana yüklenenleri savuşturamadın, görmemezlikten gelemedin, ayak uyduramadın, mücadele edemedin. Bunun bir yüzü daha var; kimse bu yeryüzü parçasının sahibi değil. Ona tutkuyla bağlısın. Senin için bu sadece bir iş değil.

Mobbing en iyi ifadesini giderayak duyduğum şu cümlede buldu; “Nihayetinde burası bir işyeri:” Bir işyeri nasıl olur ki? Her türlü hak ihlali yaşamanın mübah olduğu bir yer midir? Böyle olmak zorunda mıdır? Bunu kim, kimler nasıl belirler? Mobbing kavramını borçlu olduğumuz Leymann işyeri, bir savaş alanıdır, diyor mesela. “İşyeri” vurgusu, bir savaş alanında olduğumuzun önkabülüdür. İş barışını sağlayacak kurallar, işleyişler, roller, yetkiler ortada yoksa özellikle geçerlidir bu. O halde farklı bir kültür oluşturmaya çalışılmayan bir işyerinde şu tip insanlara yer vardır diyebiliriz; stratejik/politik davranabilenler, gerektiğinde kayıtsız veya düşmanca davranabilenler, görevi/konumu kendisini yalıtmaya izin verenler, izleyip hiçbirşeye karışmayabilenler, izlemeyecek kadar umursamayabilenler.

Çalışanlar arasında sürekli bir sürkülasyon olurken, sahadaki yansımaları hakkında en ufak bilgileri olmadan kararlar alabilen, çatışma çözümü konusunda yeteneksizlikleri, düşüncesizlikleri yüzünden iş barışının sağlanamamasının en büyük sebebi olan yöneticilere ise kimse karışmadı. Birbirimizin üzerinde tepinmek risksiz ve takdir görebilecek, yeri geldiğinde ödüllendirilebilecek bir davranış. Neredeyse içgüdü gibi. İşyerindeki herkes kısa veya uzun vadede mobbing gördü böylece. Hem çalışanlar birbirine uyguladı hem yöneticiler çalışanlara. İki kişi için hak ettiler dedi default mobbbing ekibi.

Birini psikolojik olarak taciz etmek veya taciz edilmesini izlemek, çanak tutmak suçtur. Dedikodu yapma, iftira atma, yol kesme, itham etme, dövecekmiş gibi kişinin etrafında dolaşma, o yokmuş gibi davranma, dışlama, kişisel bilgileri kişinin izni olmadan yayma, kişinin saygınlığını zedeleyecek şekilde konuşma, küfretme, jestler ve imalar yoluyla mağdurla ilişkinin reddedilmesi, azarlama vb. suçtur. Çalışmayacağınız kişinin sözleşmesine son verirsiniz. İnsan ruhunda yarattığı etkilere baksanız, düşmanınız için bile dilemeyeceğiniz birşeydir mobbing. Sağlıklı düşünememe, kendi iyiliğini gözetememe, donma, tepki verememe, ne tepki vereceğini bilememe sonunda yapılabiliyorsa da yanlış tepki verme durumudur. Hele de yöneticiler veya çalışma arkadaşları tarafından boşver, ciddiye alma, umursama, duygusal bağ kurma gibi kişinin zaten bunları yapamadığı için içine düştüğü bu durum, öğütlerle geçiştiriliyorsa daha da çözümsüz hale gelir. Öte yandan HSP olan (Highly Sensitive Person) bir kişiye verilebilecek en anlamsız öğütler bunlar olsa gerek. Umursamadan, ciddiye almadan, misliyle hissetmeden nasıl yaşanılır bilmiyorum ki. Farkında olmalıyız. Kendi adıma içinde yer alamayacağım hikâyelerin kıyısından bile geçmemem gerektiğini anladım.

“Nihayetinde burası bir işyeri“ sözünü defalarca duymuştum. En acısı yaşadığım mobingi anlatabilmek, nasıl idare edebileceğimi öğrenebilmek için gittiğim psikoloğun söylediğiydi mesela; “Orası bir işyeri” dedi, gülerek. Bir psikoloğun bile bunu söyleyebildiği bir toplum nasıl bir kabul ve ezber içinde yaşıyordur? Bundaki payımız ne? Bu kabul ve ezberler kimleri öldürüyor? İstanbul’daki son işyerimde yanımdaki bölmede oturan ekip arkadaşım intihar etmiş, aynı gün “intihar işyeriyle ilgili değil” açıklamasıyla çalışmaya devam etmeye zorlanmıştık. İşle ilgili, geçimle ilgili, hayatta kalmakla ilgili olmayan bir şey var mı ki? Suça giden yollar ne kadar kısa, ne kadar benzer.

Bu kültürü biz yaratıyoruz. Davranışlarımız, kabullerimiz, yargılarımız, düşüncelerimiz, sözlerimizle. Eğer özel olarak bununla uğraşan, yöneten, engellemeye çalışan birileri yoksa, hatta bu kültüre malzeme taşınıyorsa hiç değişmeyeceğini görmek için illa plazada olmaya gerek yok. Tarlada sarımsak ekerken de manzara değişmiyor. Yarattığımız kültür aynı zamanda dönüp bizi, sevdiklerimizi, çocuklarımızı tekrar tekrar zehirleyecek olan kültür.

Sonuçta ektiğim yabani bitki tohumlarının çok az bir kısmı çıktı. Akdeniz’den getirip dostların bahçesine ektiğim bitkilerden alınan çoğu çelik öldü. Bence onlar da burada eyleşmek istemediler.

Mini Mobbing Rehberi

Mobbing” nedir?

Özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün zayıf olduğu örgütlerde, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine ruhsal yollar kullanılarak, uzun süreli sistemli baskı uygulaması, duygusal saldırı ve yıpratma yaratması olarak tanımlanmaktadır. Haksız yere suçlama, dedikodu yoluyla saygınlığını zedeleme, küçük düşürme ve doğrudan veya dolaylı şiddet uygulayarak, bir kişiyi işi bırakmaya zorlama amaçlı girişimler olarak tanımlanmaktadır.

Çalışma hayatında psikolojik terör veya mobbing; bir veya birden fazla kişi tarafından, başka bir bireye yöneltilen ve o bireyi çaresiz ve savunmasız bir duruma getiren, süregelen faaliyetlerle bireyin çaresiz durumdan çıkmasını da engelleyen düşmanca ve ahlaka aykırı davranışları içeren bir kavramdır. Bu davranışlar belli bir sıklıkta (istatistiksel olarak en azından haftada bir defa) ve uzun bir zaman periyodunda (en azından altı aylık bir müddette) yapılıyor olmalıdır.

Nedenleri nelerdir?

Literatüre göre mobbingin belli başlı nedenleri; mobbing kavramına ve bunun engellenmesine yönelik bir şirket bilincinin ve kültürünün oluşmamış olması, çalışma ortamının demokratik olmayan niteliği, işbirliği ve dayanışmanın kurulamadığı ortamlar, var olan liderlik biçimi, özellikle çoğul roller ile ortaya çıkan rol belirsizliği ve rol çatışması, ortaya çıkan sorun ve çatışmaların uygun problem çözme beceriyle çözülmemesi, aksine gizlenmesi, adaletsizlik hissi, iş tatminsizliği, aşırı rekabetçi ve zorlayan şirket politikaları, çalışanlar arası çatışma ve yetersiz çatışma yönetimi ve kişilik özellikleri (mobbingcinin narsisist, paranoid ve antisosyal kişilik özellikleri, erken dönemde ihmal ve istismar edilme, temel güvensizlik ve değersizlik hissi, düşük özgüven ve öz saygı, kontrol altına alınamayan saldırganlık ve düşmanlık dürtüleri gibi).

Kimler mobbinge başvuruyor?

Bu kişilerin antipatik özellikler taşıdığı, aşırı denetleyici, korkak ve sinirli, daima güçlü olma isteği içinde olan, kötü niyetli ve hileli eylemlere başvurmaktan çekinmeyen kişiler olduğu belirtilmektedir. Aşırı özsever bir kişiliğe sahip oldukları, toplumsal ilişkileri zayıf, korktuğu kişileri denetim altında tutmak için güç kullanan, kendini diğer insanlardan sürekli üstün gören bir tutum ve davranış sergiledikleri belirtilmektedir. Tehdit altında iken yalnızca kendilerini düşündükleri, kendi kurallarını işyerinin kuralları haline getirmeye çalıştıkları, bunun için baskı ve şiddet uygulayabildikleri, bu amaçla sürekli bir disiplin kurmaya çalıştıkları, korku yaratarak egemenlik kurdukları aktarılmaktadır. Aynı zamanda ön yargılı, duygusal tepkiler sergileyen, bireyin sahip olduğu etnik, dinsel, kişisel vs. özelliklerini yıldırma için gerekçe sayan bir tutum sergiledikleri ifade edilmektedir.

Kimler maruz kalıyor?

Yapılan araştırmalar mağdur olanların da sıklıkla zeki, yetenekli, yaratıcı özellikler gösteren, farklı görüşlere alternatif yaklaşımlar geliştirebilen, başarılı ve başarıyı amaçlayan, dürüst, güvenilir, işyerinde politik davranmayan, destekleyici iletişim tarzını kullanan kişiler olduğunu göstermektedir. İşlerini benimseyerek yapan, meslek etiği ilke ve kurallarına uyan kişilerdir.

Sıklıkla çalışanların yöneticilerden daha fazla yıldırmaya maruz kaldıkları görülmektedir. Yaşlı olanlar gençlere göre daha fazla yıldırmaya maruz kalıyor.

Mobbinge maruz kalan kişide yaşanan psikolojik/davranışsal/fiziksel belirtiler

PSİKOLOJİK BELİRTİLER

Sürekli kaygı ve gerginlik

  • İşe gitmeden önce mide sıkışması
  • Kalp çarpıntısı
  • Sürekli tetikte olma hali
  • “Bugün yine ne olacak?” düşüncesi

Özgüven kaybı

Başlangıçta kendinden emin biri bile zamanla:

  • Karar vermekte zorlanabilir.
  • Sürekli hata yaptığını düşünebilir.
  • Kendi algısından şüphe etmeye başlayabilir.
  • “Belki de sorun bendedir” diye düşünebilir.

Depresif belirtiler

  • Umutsuzluk
  • Enerji kaybı
  • Hayattan zevk alamama
  • Ağlama isteği
  • Geleceğe karşı karamsarlık

Öfke ve kırgınlık

  • Yoğun adaletsizlik hissi
  • Bastırılmış öfke
  • Haksızlığa uğramışlık duygusu

DAVRANIŞSAL BELİRTİLER

İçe kapanma

Önceden sosyal olan biri:

  • Toplantılarda daha az konuşabilir.
  • Fikir belirtmekten kaçınabilir.
  • İnsanlardan uzaklaşabilir.

Aşırı dikkatli olma

  • E-postaları defalarca kontrol etmek
  • Hata yapmamak için aşırı çaba göstermek
  • Her konuşmayı zihninde tekrar tekrar değerlendirmek

Kendini savunma ihtiyacı

  • Sürekli açıklama yapma
  • Yazılı kanıt toplama
  • Her şeyi belgelemeye çalışma

Performans düşüşü

İlginç bir şekilde mobbing uygulayan kişiler daha sonra bu düşüşü mağdura karşı kullanabilirler.

Oysa performans düşüklüğü çoğu zaman:

  • Stres
  • Uykusuzluk
  • Konsantrasyon bozukluğu
    nedeniyle ortaya çıkar.

FİZİKSEL BELİRTİLER

  • Uyku bozukluğu
  • Baş ağrıları
  • Boyun ve omuz gerginliği
  • Mide ve bağırsak sorunları
  • Kronik yorgunluk
  • Bağışıklık sisteminin zayıflaması

Kaynaklar;
https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/15/yildirma-mobbing
https://www.tihek.gov.tr/upload/file_editor/2021/02/1612789982.pdf

Yukarıya kaydır