çat

6 Ağustos 2020

Çok uzun bir süredir şehri sevmenin düşüncesizlikten beslendiğini düşünüyordum bu düşüncem katmerlendi. Bir daha düşün, hep düşün.

Bayramda iki günü ailemle birlikte geçirmek için memlekete gittim. Bedeli ağır oldu. Belirtileri korona virüse de benzeyen bir enfeksiyonla uğraşıyorum. Şehirde her şey korona virüse benziyor. Tırnağını dünyanın etine geçirerek yaşamaya çalışanların kaçacak hiçbir yeri yok. Hayata karşı mecburiyet maskesi takmış bir kayıtsızlık bütün davranışlara sinmiş durumda. Yattığım yataktan günde en az üç defa ambulans sesi duymak ağır bir yüktü. Hayallerle kendimi oyalamaya çalıştım; şehir batıyor ve boşluğu kaplayan denize sırtüstü uzanıyorum. Bana yer açan denizin küçük dalgaları bedenimi sarıp sarmalıyor. Kısa bir süre kendimi kaptırabildiğim hayalleri beton odaların acımasızlığı bölüyor. Hiçbir odasında özgürlük ve adaletin aranamayacağı kadar çatlaksız bir dizi oda.

Sonunda ayağa kalkıp bahçeye dönebildim. Bahar başında tohumdan ektiğim Kokar Sedef Otu üzerinde geziniyor bir Kırlangıç Kuyruk Kelebeği tırtılı. Ama bir fide torbasının içinde. Yetmez ki o sana. Bahçeye ektiğim daha büyükçe olan fidenin üzerine alıyorum tırtılı. Görünebilen ufukların kudreti. Nefes alabilmek ve dünya varmış. Geride kalan veya kalamayan, buraya da taşıdığım, taşan; şuracığımda zonkluyor. İzin versem çatlayacak bir kalp gibi.

8 Ağustos 2020

Şehri sevmemek de sevmek kadar sünepe bir duygu. Veya şöyle denilebilir mi; sehri sevenler de sevmeyenler de havuzlu sitelerde oturabilir, hayatının bir döneminde oturmuştur, oturma ihtimalinin yanından teğet geçmiştir, olmadı satın almaya zorlanmıştır bu hayali. Havuzlu site benim için bir simge, sıcağın altında kavrulan metal çatılı, tek gözlü bir odanın çaprazında duruyor. Metal çatılı evin altındaki, havuzlu siteyi hayal ederek uyuyor her gece. Her gece pazarlanan, her gece satın alınan bir hayal bu. Offf, ne bedellerle… Birilerinin yanaklarından ter akarken varsa gidebileceği bir gölge, onu da özlüyor. Var böylesi de.

Neden çöp yığınları bize dayanılmaz görünür de havuzlu sitelere öfke duymayız acaba? Bir yarı olimpik havuz için yaz sezonunda yaklaşık 2.000.000 litre su kullanılıyormuş.Hakları olmasına rağmen Taş bülbülü’nün boğazından, Kızılçam’ın damarlarından geçmiyor bu su. Üstüne üstlük insan bir yerde sevmese de yaşayabiliyor. Örneğin “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır”, “Haklarımızı ve hayatımızı koruyacağız” diyen kadınların ve Lgbti+’ların saçlarından sürüklenerek gözaltına alındığı bir ülkede yaşamak sevilebilir mi? Veya iklim krizini yaratan, yöneten ve sürdürülecekmiş gibi görünen politikalara rağmen başka bir gezegene otobüs kalkıyor mu? Kalksa dünyayı bırakır gider miyiz? Öte yandan bir şehrin varlığı olmadan bazı kimseler dağlara göçemez. Bu bence tehlikeli ve iki taraf için de zaruri gibi görünen anlaşmanın sınırlarında yürümek zorundayım. Bazen kente takılmamın ancak hemen akabinde acayip bir şekilde konuyu değiştirme isteği duymamın sebebi bu; “tamam sakin ol, bak sustum.” Otokontrol mekanizması gibi her kentte doğmuş büyümüş birinin içinde otokent mekanizması vardır belki. Odur durduran.

Görsel: Mercanköşk ve Sevbeni kelebeği açmış bir kaya