orman düşmüş olabilir

Herhangi bir hastalık bir bitkiye bulaştığında, otçullar ağızları sulanarak bitkiye yanaşmaya kalktığında, Sarı Ban otu’nda olduğu gibi, bitki, hastalık etkenini uzaklaştıracak veya etkisiz hale getirebilecek bir sürü mekanizmayla karşı koyuyor. Hatta bazı gövde parçalarını hastalığın yayılmasını engellemek için öldürebiliyor. Tıpkı bizim gibi. Belki bir diğer bitkiye haber vermek için değil ama kendi savunması için ürettiği kimi bileşiklerin aktifleşmesi diğer bitkileri de alarm durumuna geçiyor. Hayalgücümüzde bunu bir sinyal verme mekanizması olarak düşünebiliriz ki zaten böyle telafuz edenler de var. Bahçıvan olmayı öğrenmeye çalışan biri olarak onların sağlığı beni de ilgilendiriyor ve bunun için öncelikle topraklarını iyileştirmeye -eğer gerek varsa-, ihtiyaç duydukları ortamı sağlamaya, kendilerini koruma kapasitelerini geliştirmelerine destek olmaya, zamanında dermeye, sulamaya, tohum almaya çalışıyorum. Dikkat edilirse hiçbiri bitki hastalandıktan sonra neler yapabileceğimle ilgili değil. Önce neler yapabileceğimle ilgili. Kaldı ki eğer konumuz yaban bitkileriyse ve kendiliğinden bitmişlerse kendi iyiliklerini benden daha iyi gözetebileceklerine güvenim tam.

Herkes sonrasını konuşmaya hevesli. Öncesini konuşmak istiyorum ben. Halihazırda içinde bulunduğumuz onay görmüş/onay verilmek zorunda kalınmış yaşama biçimlerinin ürettiği/üretebileceği sonuçları. Rüyamda virüsü kapıp kusmakta olan birini görüyor ve ben de kusmaya başlıyorum ama panik yok, bu hastalığın belirtilerinden biri değil.

Sabah oluyor, kapıyı açıyorum, bahçe karla kaplı. Rüzgar oynatıyor yaprakları. Orman düşmüş olabilir ama çürüdüğü toprakta bir Nevruz otu yeşeriyor. Eğer biri bana sorsaydı Nevruz otu’nun alameti farikasını; arıların en sevdiği derdim. Tohumlarından azıcık almıştım ama ormanda yürürken düşürüvermişim. Neyse ki elimi uzatsam değerim.