içimizde ve dışımızda

Hodangiller ailesinde bitkileri tanıyabilmek için tohumların ve korallanın yapısıyla birlikte genel özelliklere; endamına, yapraklarına, gövdesine, yaşayışına bakmak önemli. Bazı türlerin tohumları karunkulalıdır (elayzom). Yani bitki, meyvesinin hayvanlar tarafından dağıtılmasını garantileyebilmek için tohuma hayvanların ilgisini çekebilecek ufak bir erzak bohçası iliştirmiştir. Yüzyıllardır bu dağıtma işini üstlenen hayvan/lar, cazibesine kapıldığı bohçayı midesine indirebilmek için tohumu yuvasına taşır. Hediyesini yer ve geri kalanı bir kenara bırakır. Geride kalmak veya unutulmak da yeri geliyor doğmanın bir yolu olabiliyor.

Meşe havacivası (Alkanna kotschyana) – Endemik

Ailenin üyelerinden Alkanna ise korallanın biçimi (tüylü/tüysüz) ve çiçek rengine göre gruplara ayrılır, bu gruplar arasında da bitkinin anılan diğer karakterleri türün cismini ele verir. Tohumlar cinsin genelinde önemlidir. Görünüş olarak birbirine benzeyen Anchusa ile Alkanna’yı ayırmak mümkünken işin içine bazı Nonea türleri katılınca işler karmaşık bir hal alabilir. Genellikle böyle durumlarda iki bitkinin de tüm özelliklerine hakim olmak gerekecektir. Anchusa’da taç yaprakların ortasında bulunan tüyler ve pullar yerini derin, karanlık kuyulara bırakmışsa bitkimiz Alkanna’dır. İşte birinin kuyusu, girişi de gökkuşağı gibi.

Her ne kadar bazı türlerin tanısında Türkiye Bitkileri grubundan Hasan Yıldırım hocamız yardımcı olduysa da tanı anahtarlarındaki bilgilere bakarak sağlama yapmam gerekliydi. Tohum eksikliğinden ve birazcık da unutkanlıktan henüz yapamadım. Haskell’in Saklı Orman’da anlattığı haliyle işkembeye haddinden fazla saygı duymaya başlamışken şu sözün tam sırası belki de; varsayın ki işkembeden sallıyorum. Aslında işkembemiz yok ya, haliyle olmayan bir yerden, sahip olmadığım bir bilgiyle konuşmuş oluyorum. Peki ya varsa 😉 Her ne kadar üzerine yapılan tartışmalar bitmediyse de apandisimizi bir çeşit işkembe gibi düşünmek mümkün. Tıpkı Haskell’in izini sürdüğü geyiğin işkembesinde olduğu gibi yediğimiz bitkilerdeki selülozu parçalayabilmek için çeşitli mikroorganizmalarla işbirliği yaptığımız bir organ. Köreldiğini düşünürken, yapılan araştırmalarla, gayet canlı olduğunu hatta yetersiz de olsa selüloz parçalamaya yarayan enzimleri hâlâ salgıladığını ve ihtiyaç duyduğumuzda birtakım iyi bakterileri salarak sindirim sistemimizi yeniden başlatabildiğini keşfettik. Apandis’e bak sen, hani o sorun çıkardı mı ‘vurun kellesini’ denen parçamız. Artık selüloz sindirimi işlevini yerine getiremiyor, bağırsaklarımızla aynı bakteri nüfusunu paylaşıyor olsa da bedenimde bu kadim işbirliğinin ve bitki gövdelerini iştahla yediğim günlerin izini taşıdığım düşüncesi beni bir Harap hurması kadar besliyor. Haliyle en azından bendekinin körelmediğini söyleyebilirim. Evrimsel açıdan bunun bir önemi yok ama olmalı.

O halde işkembeye dönebiliriz. Haskell, ‘Ayak İzleri’ adını verdiği bölümde bir yıl boyunca ziyaret ettiği mandalada bir geyiğin yedikleri ve bunların nasıl sindirildiğinin izini sürerek, haklı olarak “geyiğin karnında kendi mandalası bulunur” diyor. Aklıma Fuzuli’nin “mana karındadır” deyişi geliyor, düz anlamıyla. Ama derin anlamı bile aynı bağlama oturtabilirim. O mandala, geyiğin işkembesindeki bakteriler ve protistler gibi mikroorganizmalar topluluğudur. Yani bir geyik var geyikten içeri 😉 İşkembedeki topluluk geyiğin yediği selülozu sindirebilmesi için yardıma koşarken bir yandan da tayından payına düşen besinleri alır. Tıkır tıkır çalışan bir işbirliği. Öyle ki geyiğe zamansız yedirilen bir yeşillik, kış besinlerine göre hazırlık yapmış olan işkembe topluluğunu isyana sürükleyip geyiğin ölümüne sebep olabiliyor. Her mevsim her meyve ve sebzeyi yediğimizi düşününce apandisimizin körelmiş olmasına seviniyorum ama aynı bakteri nüfusunu paylaşan bağırsaklarımızın bu işe bir diyeceği yok mudur acaba?

Bizim de bedenimizde kendi mandalamız var, kimi körelmiş olsa da, bakteriler, virüsler ve hatta parazitlerle işbirliğimiz baki. Orman hem içimizde hem dışımızda, sınırları belirsiz.

Mandala: Mandala’nın yazar için taşıdığı anlamı kavramak isteyenler, kitabı edinip önsözü okumalı. Ama kabaca “topluluk” denilebilir veya “bir kum tanesinde Dünya’yı görmek” (“Saklı Orman”, David George Haskell, Çeviri: İlknur Urkun Kelso, Ekofil Yayınları, 2020)
– Alkanna tinctoria hakkında başka bir telden;

Alkanna cinsi genel özellikleri:
“Perennial herbs, flowers often sweet-scented. Leaves variously puberulous, pilose and setose, indumentum ranging from slender glandular and eglandular hairs to robust setae. Inflorescence terminal, cymes 1-several, bracteate. Calyx divided almost to base, lobes somewhat accrescent in fruit. Corolla with blue, yellow or white limb and often darker tube, infundibular; throat with a ring of hairs and sometimes with small invaginations. Annulus small, glabrous or ciliate. Stamens included; filaments very short, inserted in a whorl or spiral near middle of tube. Style included; stigma small, entire. Nutlets l-2(-4), subreniform to obliquely ovoid, ± stipitate; surface texture variously tuberculate, scrobiculate or reticulate, often in combination, rarely smooth; beak straight and horizontal to curved and moderãtely to strongly deflexed. ” (P.H. Davis “Flora of Turkey”, 6. cilt sy 414 -415)

Çevirisi: Çiçekleri genellikle tatlı kokulu, çok yıllık bitkilerdir. Yapraklar kısa yumuşak tüylü, yumuşak kılsı veya kıllıya kadar değişik biçimler gösterebilir. Tüy örtüsü guddeli veya guddesiz kıllardan, güçlü kıllara kadar değişebilir. Çiçek durumu, bir veya birkaç yaprakçıklıklı çiçek kümesi içerir. Kaliks (çanak yapraklar) neredeyse çiçek tabanına kadar bölünür, loblar bitki meyvedeyken belirginleşir. Korolla (taç yapraklar dahil tam çiçek) mavi, sarı ve beyaz boyunlu, genellikle daha koyu tüplü, huni şeklinde, boğazda kıldan bir halka ve bazen küçük bir çukura sahiptir. Halka, küçük, tüysüz veya kirpiklidir. Erkek organlar oldukça kısadır, borunun ortasına bir sarmal biçiminde yerleşmiştir. Boyuncuk dahil olmak üzere tepecik küçük ve bütündür. Tohumlar böbrek şekline benzer, eğik oval, kısa veya uzun bir sapı olan, yüzey dokusu yumrucuklu, çukurlu, ağlı özelliklerin bir kombinasyonu halinde, nadiren pürüzsüz, düz ve yatay gaga kavisli, hafif bükülmüştür. (Çeviri bana ait, muhtemelen eksikler ve hatalar içeriyordur.)