dalma

Bahçe zamanı. Saçılan, ekilen tohumlardan kimler görünecek. Belime kadar yükselen otların arasından seçmeye çalışıyorum. Önceki senenin tohumlarını görmek kolay. 2 haftadır çiçeği başında Kokar Sedef Otu’nun. 0-300 rakımda yetiştiği bilgisi verilmiş ama iki kez kar görmesine ve 900 rakımda olmasına rağmen keyifle yaşıyor. Daha parmak kadarken Kırlangıçkuyruk kelebeği üzerine yumurtalarını bıraktı. Yumurtalarından çıkıp yapraklarını yemeye koyuldu tırtıllar. Mutluluğun bir formülü varsa; insanın tohumdan ektiği bir çalının, ağacın çiçeğine, kelebeğine, arısına kuşuna bakması olmalı. Ellerine şans verince. Hatırlayınca ellerin; eşelenmeyi, oynamayı, gömmeyi, beklemeyi. Çiçek illa çiçeğe benzemek zorunda da değil, örneğin bir Defne’nin bakır rengi, taze yaprakları da çiçektir. Yani aslında her yanına varışın, bakışın, dokunuşun adıdır; çiçek.

Erguvan da çiçekte. 5 yaşında o da. Erguvan’ı kendi dağından sürmüşlerdi. Aradın, taradın, şifa niyetine bir taneciğine rastlayamadın. Şehirdeki parklardan aşırdın tohumunu, buyurdu.

Önceki sene bir saksıya serptiğin İbikli Adaçayı tohumları, çiçek açmış, tohum vermişti yeniden. Tohumla başlayıp tohumla biten bir macera; tanıdık hikaye. Sonra o toprağı İncir ağacı’nın dibine döktün. İlk sene açmayı ertelemiş her tohum patladı. Onlar yaşamayı, beklemeyi, ummayı senden daha iyi biliyor, huuuu. Üstelik bu defa geçen sene büyütemediği mor tepe yaprakçıklarını gösterecek gibi.

Patlangaç çalısı, Kokar Sedef Otu’yla aynı zamanda ekildi. 2 yaşındalar ikisi de. Başları cüsselerine fazla çiçekle dolu. Epi topu 2 senede çiçek açtılar. Şipçak çiçek.

Kuşlar mı karıncalar mı Hardal’ın tohumunu taşıyan? Sen değilsin.

İşte bu da Armut sandığın Ayva. Hem de çiçeğini görmene rağmen Armut sandıgın. Bir düşe daldığın. Dalma, Ayva gül gül kokuyor.