çamı burada

Kuşlara fazla yaklaşamıyorum. Haklı olarak güvenli bir mesafede durmamı istiyorlar. Olabilen işte bu kadar. İsmini, cismini tanıdığım bir kaç kuş dışında da tam bir cahilim. Ama bu onları seyretmemi, eğer elimde makine varsa uzaktan da olsa görüntülemeye çalışmamı engellemiyor. Hiç olmadı seslerinden yakalayabilmek umuduyla kısa kısa videolar çekmeye veya seslerini taklit etmeye çalışıyorum. Pek komik oluyor ama dinleyen sadece kuşlar olunca bu komikliğe utanmadan gülmek çok kolay. Cuiv cuiv viuk viuk. Kuşçular arasında epeyi yaygındır bu, her kuşun bir şarkısı vardır çünkü.

Bu arkadaşı camın arkasından görüp kitabımı okumaya devam ettim. Ekofil yayınlarının ikinci kitabı David George Haskell’in “Saklı orman”ı elimde. Bitmesin diye uğraşıyor, kuş sesleriyle yağmurla, bahçe gezintileriyle bir sürü parçaya ayırıyorum kitabı. 22. bölüme geldim. Likenlerin teslimiyetinden, bir geyiğin işkembesine, kuşların hav tüylerinden bitkilerin iliklerine dalıp dalıp çıkıyorum. “Deney” adlı üçüncü bölümde Baştankara’ları anlatıyor, Haskell. Baştankara şöyle, baştankara böyle. Bendeki jeton yavaş yavaş düşüyor tabii. Bazı isimlendirmelere şükran duymak gerek. Evet ya Baştankara. Kışın göçmeyen kuşlardan. Belki de Çam baştankara’sı. Çamı da burada. Menengiç’in gövdesini tırtıklıyor. Meyvesini bitirdiler, sakızı mı acaba gagasıyla yokladığı?

Hem kitabın fotoğrafını çekmek hem de tekrar karşılaşmak umuduyla parmaklarımın ucunda bahçeye seğirtiyorum. Bu defa sürü halinde bir ağaç heykeline dönüşen cevizin dallarına tünemişler. Kitabı havaya kaldırır kaldırmaz hemen cevizin yanındaki ulu çama uçuyorlar. “Karanlık çöküyor ve atalarımdan miras kalan sıcacık yuvama çekiliyor, mandalayı soğuk havanın kanatlı üstatlarına bırakıyorum”

Kitabı temin etmek ve topluluğa katılmak için: http://bit.ly/sakliorman


Akçağaç tohumu

23 Aralık 2020

Uzun süredir hiç bu kadar keyifle okuduğum bir kitap olmamıştı. Ekofil’e çok teşekkür ederim. Şu akçaağaç tohumunun başına gelenlere bakar mısınız? Değme Amerikan filmlerine taş çıkarır. Eee, öyle, yabanın maceraları hiç bitmez 😉 Macera bir yana Haskell’in dili o kadar güzel ki, insan kendini bir akçağaç tohumu zannediyor. Oh, diyorsun, işte yuvam burası.

“Kanatlanmış bir akçaağaç tohumu yüzümün önünden geçiyor. Sirkte fırlatılmış bir bıçak gibi, bulanık bir ışık bulutu içinde dönerek ilerliyor. Tohum döne döne aşağı iniyor, bir dişotunun yaprağına çarpıyor, orman zemininde iki ölü yaprağın arasına düşüyor, bir kumtaşı çakılı ıskalıyor ve pervanesi havaya, tohumu yere gelecek şekilde humus tabakasının içindeki bir yarığa yerleşiyor. Çimlenmek için hoş bir yer, talihli bir düşüştü.”

Görsel: Çeşitli Akçacağaç türü tohumları (Acer sp.) Görsel kaynağı: mohsho.image.coocan.jp/Eseed-Eu.html