bir Dost, bir Gülek Çanı, bir de Kınalı sütleğen

Yerin kilometrelerce altında henüz yaşam olduğunu keşfetmiş olmamıza rağmen neyin doğal neyin anti-doğal olduğu üzerine tartışabilmemizi hayretle izliyorum çoğu kez. Keşke hepimizin teker teker Amerika’yı keşfetme şansımız olsa. Başkalarının keşif hikayelerini dinlemek hele onlardan komut beklemek o kadar tehlikeli ki. Kendi ayaklarımızla bir bıçağın üzerinde yürüyoruz ama canımızın ne kadar yanması gerektiğini, nerede ah diye bağıracağımızı, nerede bıçağın üzerinde değil de bir bahçede yürür gibi yapacağımızı birileri vaaz ediyor.

Dün tohum toplama günüydü. Gerçi bu aralar hergün öyle. Endemik Gülek çanı (Campanula psilostachya), bahar başından beri takip edip hevesle tohumlarını beklediğim bir sütleğen türü (Euphorbia erubescens) tohumlarını almak için Kayalar diyarı’na yürüdüm. Sütleğen endemik değil ama Türkiye’de dar bir bölgede yayılışı bulunuyor. Adana, Osmaniye, Hatay, İçel, Maraş ve Niğde’de. Bu bitkiler dahil olmak üzere tohumunu almaya niyet ettiğim herşey yenmişti. Evet, bir canlı dibinde yapraklarını bırakarak güzelce budamış hepsini. Endemik falan dinlememiş. Niye dinlesin ki? Büyük ihtimalle buraya salındığı söylenen, seslerini duyduğum ancak henüz karşılaşamadığım geyik ailesinin marifeti. Çünkü ağaçların tepelerini bile yemişti. Domuz işi olabilirmiş gibi görünmüyor. Bugün kimilerince yürütülen bir mantığa göre şu durumda geyikleri itlaf etmeliyiz. Doğaya onulmaz bir zarar verdiler çünkü. Onulur, onulmasına da sözün gelişi “onulmaz”. Kediler ve köpekler için benzer bir mantık yürütülüyor ya, derdim onunla. Varlıkları “doğal” olana bir tehdit olarak görülüyor. Neyin tehdit olduğu üzerine döne döne düşünmek gerek.

Doğa bir yandan basit öte yandan karmaşık bir ilişkiler bütünü. İnsan eliyle, niyetiyle yapılmış herşeyi anti-doğal olarak nitelendirmek de bu ilişkileri kavrama zahmetinden kaçmanın kolaycası. Varlığımızla, salt insan olduğumuz için değil, değişmezmiş gibi görünen yaşam biçimimizle canına okuyoruz dünyanın. Yoksa kedilerle, köpeklerle ve insan dışındaki tüm canlılarla “doğal” ilişkiler içinde olabilmiştik bir zaman. O zaman bu zaman değil diye, bugün kurduğumuz ilişkilerin doğal olmadığını söylemek çok güzel bir hikayeyi unutmak gibi geliyor. Üstelik kedilerle, köpeklerle, kuşlarla, farelerle, örümceklerle, yılanlarla, otlarla, ağaçlarla birlikte kurduğumuz bir hikayeydi bu. Onlar bizim içimizde, biz onların içindeyiz. Bu malzemelerle her seferinde başka bir şey kurabilirsin ama birbirinden ayıramazsın artık bir olanı. Öyle oldu, böyle oldu, şöyle oldu, işte bugün ne yazık ki bir bıçağın üzerinde yürüyoruz dünya bahçesi yerine. Yine de merhem bu terkipten çıkacak, ki varsa. Eğer o merhemde kedi, köpek olmayacaksa yaramın açık kalmasını yeğlerim. Dost , iyileşti, kucağımda oturuyor şimdi; “Ben de” diyor.

Şu yazıyı da okunsun umuduyla iliştireyim buraya; https://birartibir.org/kent-hakki/367-vahsi-olan-kopekler-degil-tehcir-mantigi