bir çocuk için günün hayvanı

Yaban domuzlarından çok korkan bir çocuk varmış. Habire teyzesine sorup dururmuş; ‘Teyze, yaban domuzları bizi yer mi?”, “Dişleri çok mu uzun?”, “Görürsek kaçabilir miyiz?”. Sonra yaban domuzu korkusunun yerini ayı korkusu almış. Çocuk ya, hâlâ ormanını içinde taşıyormuş. Korku da bu ormandaki çoooook eski karşılaşmaların anısıymış belki de.

Oysa ayılar sadece geniş yapraklı ormanlarda yaşar. Bir zamanlar Akdeniz’de de, hatta dünyanın her yerinde, şimdiki şehirlerin, fabrikaların, otoyolların yerinde ormanlar varmış. Denir ki dünyanın bir ucundan öteki ucuna kadar bir sincap hiç ağaçtan inmeden yolculuk edebilirmiş. İnsanın bir gününü binlerce hayvanın yabanıl sarkısı ve hışıldayan ağaçların gürlemesi dolduruyormuş. Güneşin ancak zorlanarak ışıklarını gönderebildiği karanlık ormanda dolaşanlar öyle heyecanlı, kokulu, alacalı olmalı ki. Oysa ormanlar kayboldu, kayboluyor, geride ilaçlarla tedavi edilemeyen boşluklar bırakarak.

Sonra hayvanları insanlardan kurtarmayı dilemiş bu çocuk. Bunların hepsi zamanla geçmiş, unutulmuş, ehlileşip, insanın herşeyin merkezinde durduğu bir dünyaya aldanmış. İçindeki ormanı silip yerine birtakım eşyalar koymuş. Bu yüzden günün hayvanı bir çocuk için. Sesini duymakta zorlanıyor olabilirsin ama dikkatlice dinlersen, yabancısı olmadan önce merakla, korkuyla rüyalarına davet ettiğin ormanı duyabilirsin, bir mümkün. Ama şu ruhuna da dolan eşyalardan kurtulman gerekiyor, bent gibiler.