Yabanın tohumları

Tohum üzerine düşünüşümün fiile çıkması, “Yerel Çeşitlerin Kayıt Altına Alınması, Üretilmesi ve Pazarlanmasına Dair Yönetmelik”in yani yerel tohumların kullanılmasına getirilen engellere eklenen yeni bir yol kesenin arifesine denk geliyor. Pek manidar! 2006’da da yasasını çıkarmışlardı. Bu tarihten sonra yerel tohumun satışı yasak ama ticarete konu olmayan tohum takası serbest iken şimdi getirilen sertifikalandırma zorunluluğu ile artık tüm tohumlar ticaretin konusu, malzemesi haline getiriliyor. Üstelik bu sertifikalandırma yetkisi sadece; meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, kamu araştırma kuruluşları, yerel idareler ve üniversitelere verilmiş.

Zapatista Hikayeleri’nde Marcos’un Koca Antonio’su anlatır; dünyayı yaratan unutkan ilk tanrılar, bu zaaflarının panzehiri olarak yaptıkları ve bildikleri her şeyin bir kopyasını toprağın altına gizlemişler. Yerin üstündeki dünya yanlış bir yola saparsa yerin altındaki dünyaya bakıp kendini düzeltebilsin diye. Toprağa gömülen her şey o kadar değerli ki. Toprağı oluşturan da o. İnsan, hayvan, bitki, mantar tüm canlı topluluğunun çürüyen varlığı. Ve bu çürümeden hayat devşiren bir “tohum”. Aynı hikayede yeni doğan bebeklerin göbek bağının toprağa gömüldüğü böylelikle bebeğin dünyanın gerçek tarihini görebildiği anlatılıyor. Meksikalı yerlilerle benzer bir geleneği paylaşmamız bir yana, orada bebeğin yeşermeyi bekleyen başka dünyaların, başka mümkünlerin taslaklarını gördüğünü düşlüyorum. Milyonlarca tohum yani.

Tohumun derdine düşen herkes bilir, ne büyülü olduklarını, uçmak, taşınmak, yeşermek için nasıl hınzırca yollar bulduklarını. Biz de bulacağız. Bu muhtemelen ilk ve en önemli takasın devam etmesi için tohum bulup toprağa gömeceğiz. Yabanın tohumlarını. Bu hevesle bulabildiğimiz tüm yaban tohumlarını paylaştığımız bir mekan olarak kurguluyorum Yazı yaban’ı. Nasılını yolda çözeriz.

İlk tohum: Defne (Laurus nobilis)

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı img_1422.jpg

Yetiştiği alanlara kendi adını veren Defne (Lauretum zonu), aynı zamanda aklıma ekilen ilk tohumlardan biridir. Doğduğum şehir Antakya’nın merkezinden uzaklaşmak hele de bahar aylarında Defne’ye açılmaktır. Şehrin doğal ağaçlarından olması bir yana, yöresel adıyla har/gar sabununun da hammaddesidir Defne. Çocukluğumun yaylarından Batıayaz’da ağacın siyah ufacık meyvelerinden geleneksel yöntemlerle çıkarılan yağdan üretilir defne sabunu. Her memleket ziyaretinde aynı üreticinin işi devam ettiren çocuklarından aldığım, saçlarıma sürdüğüm, kokusuna gömülerek uyuduğum Defne böylece başımdan hiç eksik olmaz, ilk tohum olması biraz da bundan. Bitki örtüsünü tanımadan yerleştiğim Silifke’de Defne’yi burnumun ucunda bulmam da cabası.

Doğu Akdeniz’de Defne; Menengiç , Sandal ağacı, Katran Ardıcı, Andız, Akçakesme, Meşe türleri, Tespih çalısı, Keçiboğan, Karaçalı, Alıç, Çıtlık, Zeytin, Mersin, Katır tırnağı, Tüylü Laden, Tavuk büzüğü, Saparna, Akasma ile elele sıkı bitki toplulukları oluşturur. Bu topluluklar coğrafyaya göre değişen farklı türlerle birlikte, literatürde ‘maki’ olarak adlandırılıyor. ‘Maki’ bozulmuş orman alanlarına yerleşen kararsız bitki topluluklarına verdiğimiz bir isim. Bu haliyle yaşadığımız toprakların geçmişiyle ilgili bir hikaye de anlatır, Defne. ‘Akdeniz’ coğrafyası için medeniyet bugün olduğu gibi dün de yokoluş anlamını da taşımış. Yüzyıllardır orman kesimlerinin hiç aralık vermeden sürdüğü bir kara parçasında makiler ne olabileceklerine karar vermek için medeniyetlerin ortadan kalkmasını bekliyor gibiler. Bu karar da Defne’nin söz hakkı olup olmayacağı ise türün korunabilmesine bağlı.

Dünya Defne ticaretinde pazarın neredeyse %90’ının Türkiye’nin elinde olması, pazar talebinin her yıl artmasıyla, bırakalım söz hakkını, yaşama hakkı elinden alınıyor, Defne’nin. İhracatın tamamının doğal yayılışı olan ağaçlardan sağlandığını düşünülürse, Defne’nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceğini kestirmek zor değil. 2010’da Orman işletme ve Gıda Tarım ve Hayvancılık müdürlüğü eliyle dağ köylüsüne Defne fidanları dağıtılmış ancak ekilen Defneler yavaş büyüdüğü, birçoğu yerini sevmediği için bakımsızlıktan kuruyup gitmiş. Köylü fideden veya tohumdan üretmeye hiç istekli değil. Yaprak ve meyve hala doğal yayılışı olan Defneler’den sağlanıyor. Yaprak toplandığı mevsimlerde, ağacın tüm sürgünlerinin kırıldığına ve gövdenin çırıpçıplak bırakıldığına tanık olabiliyoruz. Üstelik bu dallar genellikle güneşte kurutularak “kalburaltı” diye adlandırılan, tercih edilmeyen ve değeri düşük bir yaprak üretimine yol açıyor. Örneğin Karaburun yarımadası üzerine yapılan çalışmalarda 300 ton defne yaprağı toplanabilen bir bölgeden 20 yıl sonra birkaç ton yaprak elde edilebilmiş. Doğu Akdeniz Ormancılık Araştırma Müdürlüğü tarafından yapılan bir araştırmada ise en yüksek oranda uçucu yağın iki yılda bir kesilen yapraklardan üretilebildiği belirtiliyor. Ancak bu bilgileri köylünün en önemli geçim kaynaklarından biri olan Defne’nin iyiliği için kullanabilmekten çok uzağız. Mevsiminde kamyonlarlarını dağa yaslayan toptancılar Defne yapraklarıyla birlikte ağaç cesetlerini de taşıyorlar, bilerek veya umursamayarak. İlk tohum olması biraz da bundan.

3-10 metre kadar büyüyebilen, yaprak dökmeyen ve fırsat verilirse 100-150 yıl yaşayan bir ağaç veya ağaççık, Defne. Ağaççık olarak kalabilmesini bolca verdiği dip sürgünlerine borçlu. Kendi haline bırakılan Defne bir ağaç değil ağaç topluluğu oluyor bu yüzden. Her türlü toprakta yetişebilir, ama kireçli, humuslu, serin toprakları sever ve deniz etkisine açık yamaçlarda 1200 rakıma kadar görülebilir. Akdeniz ikliminin sokulabildiği tüm kıyı şeritlerinde kendine bir yaşam alanı bulmuştur.

Cins adı Yunanca “Defne”, tür adı olan ‘nobilis’ ise ‘asil’ anlamına gelir. Daphne kelimesi Trako-frigya dilinde ise güneşin yükselmesiyle kaçan şafak pembeliği anlamını taşıyormuş. Yunan mitolojisine göre, Irmak tanrısı Peneus’un kızı Daphne, güzeller güzeli bir su perisidir. Kendini Gaia tanrıçaya (Toprak ana, ana tanrıça, doğa tanrıçası) adadığı için erkeklerden uzak durmaktadır. Ama bir gün Tanrı Apollon görür Daphne’yi ve peşine düşer. Hayır’dan anlamaz, o zaman da kimi erkekler. Elleri, ayakları bağlanmasın, ruhu özgür kalsın ister Dapne ve yalvarır babasına beni kurtar diye. Demesiyle bağrında yapraklar açar, ayakları köklenir ve bir Defne ağacına dönüşür. Tanrı Apollon Daphne’yi ele geçiremeyince bari Defne ağacı, benim kutsal ağacım olsun diyerek, başına defne dallarından yaptığı çelenkler takar. Değerli kişiler, şairler, kahramanlar da bu çelenklerden takmaya devam eder.

Bu gelenek, sonraki zamanlarda da etkisini sürdürür. Romalılar her yıl mart ayının birinci günü evlerinin kapısına defne dalı asarak yılın bolluk ve bereket içinde geçeceğini sağlamış olurlar. Doğulu dinlerin güneş tanrısı Mitra göğe yükselirken elinde etrafını iki yılanın sarmaladığı Defne ağacından yapılmış bir asa tutar. Defne ağacı yılan zehrinin panzehiri olarak kullanılır. Plinius’a göre bitki yalnızca havayı temizlemekle kalmaz, bulaşıcı hastalıkları ve salgınları önler, yıldırım düşmesinden de korur. Defne yaprakları barış, bilgelik ve zafer sembolü olarak kullanılmaya devam etmektedir. Bakolarya (baccalaureate) olarak bilinen mezuniyet törenleri de zafer anlamını defneye borçludur. Bu kullanımı popülerleştiren ‘Laurus nobilis’ adındaki font harfleri çeşitli biçimlerdeki defne yapraklarıyla sembolize eder.

Defnenin en çok yaprakları ve meyvelerinden yararlanılır.. Taze ve tamamen gelişmiş yapraklar bitkinin vejetatif üremesinin durduğu Temmuz-Ekim ayları arasında toplanır. Toplama, sürgün veren dalların kesilmesi şeklinde yapılır. Yaprakları gölge ve havadar bir yerde kurutularak kullanılır. İçerdiği maddeler bakımından kuru yaprak tazesinden daha güçlüdür. Kesilen sürgünlerden sıyrılan yapraklar ince serilerek 10-15 gün içinde kurutulur. Yapraklardan yararlanma süresi 1 yıldır. Her ne kadar burada doğal yayılışı olmasa da Defne yapraklarına çok benzeyen Batı Hindistan defne ağacı (Pimenta racemosa, Kaliforniya taflan ağacı (Umbellularia californica), Kiraz defnesi (Prunus laurocerasus) ile karıştırılmaması gerekir. Bu türlerin yaprakları ‘prussik asit’ içeriği nedeniyle çok zehirlidir. Meyvelerinde yapraklarından daha çok yağ bulunur. Eylül sonu olgunlaşan meyve mavimtrak siyah bir renge büründüğünde toplanmaya başlar; %17-25 oranında yağ içeren meyvenin yaklaşık 10 kilosundan 1 kilo yağ elde edilir.

Defnede erkek ve dişi çiçekler ayrı ağaçlar üzerinde olduğu için meyve oluşumu isteniyorsa iki cins birlikte ekilmeye ve tozlaştıran böceklerin varlığına ihtiyaç duyar. Görünüşleri itibarıyla erkek çiçekler koyu sarı, daha bol kümeler halindeyken, dişi çiçekler açık yeşile kaçan sarı renkte ve seyrektirler.

Taze ve kurutulmuş yapraklar yaprak halinde veya ufalanarak yemeklere lezzet vermesi amacıyla katılır. Halk hekimliğinde antiseptik, ağrı kesici, midevi, terletici, idrarı kolaylaştırıcı ve yatıştırıcı olarak kullanılır. Defne yaprağından elde edilen uçucu yağ, romatizma ağrılarında masaj yağı olarak, sabun ve krem üretiminde, parfümeride ve aromaterapide kullanılır. Ancak meyveden çıkarılan sabit yağın kimi bünyelerde alerjik olabileceği uyarısı yapılmaktadır.

Çok bilinmeyen kullanım alanları ve özellikleri;

  • Meyve kurusu, tahıl ve bakliyatları böceklenmelerden korumak için kuru defne yaprakları saklama kaplarının içine koyulur.
  • 5-10 gram kıyılmış yaprak kor halindeki kömürün üzerine serpilerek dezenfektasyon amacıyla kullanılır.
  • Defne yağı böcek kovucu olarak kullanılır.
  • Yaprakları aroma vermesi için salamura zeytine ve turşulara katılır.
  • Defne yağı veterinerlikte harici olarak parazitlere karşı kullanılır.
  • Defne ağacı komşu bitkiler için koruyucudur ve iyi bir arı bitkisidir. Yaralanmaya, hava kirliliğine ve budanmaya karşı çok dayanıklı bir ağaçtır.

Defne’nin yaprak dökmemesine rağmen Akdeniz kurağına nasıl dayandığı sorulabilir. Örneğin badem ağaçları aşırı sıcaklarda yaprak dökerek kendini korumaya alıyor. Oysa defne hem yaprak dökmüyor hem de yoğun yapraklı bir ağaç. Bir araştırmada Defne yaprağında bulunan bazı bileşiklerin kendi kütlelerinin 21 katı oranında havadan su emme yeteneğinde olduklarını ve bunlar aracılığıyla defnenin havanın nemi ile hidrosentez yapabildiği belirtilmiş. Akdeniz’in kurağına dayanabilmesinin sırrı bu olsa gerek. Bu yeteneği yanında ne yapıp edip köklerini taşlara gömmesi kuytuda, kireç kayalarının oyuklarında, duldalarında bitmesi kurağa dayanabilmesi için ona avantaj sağlıyor olmalı. Deniz etkisinin ulaşabildiği iç kesimler ve yüksek rakımlarda yetişebilse de, kış donları ve aşırı kurak yazlardan kaçan, rüzgar açısından korunaklı, gölgeleri seven bir ağaç. 900 rakımda 2 sene önce ektiğimiz 50’a yakın tohumun bir bölümü bu özellikleri sergileyen bakılarda mutlu mesut büyürken, yanlış bakılara ekilenler küstü veya büyümeyi durdurdu. Bununla birlikte 4 sene önce büyük ağaçların gölgesinde biten iki fideyi bahçeye taşımış, ancak büyütmeyi becerememiştik. Yer değiştirmeyi hiç sevmediklerini ve özellikle Defne için tohum toplarının daha uygun bir ekim yöntemi olduğunu söyleyebilirim. Fide torbalarına ektiğimiz yarı gölgede büyüyen tohumlar ise 1. senelerini doldurduklarında kalıcı yerlerine taşınabilir hale gelecekler. Fide olarak ekimlerde bu sürenin aşılmaması gerekiyor.

Akdeniz iklimininin rüzgarı esen her yerde Eylül sonunda tohumlarını toplamaya başlayabilirsiniz. Ancak Defne bir sene meyve yapıp bir sene yapmadığı ve meyveler 4-5 sene biçilmeyen ağaçlarda oluşabildiği için her defnenin başında meyve bulamayabilirsiniz. Siyahlaşan meyvenin ince derisini bir bıçak yardımıyla soyup tohumları 3-5 gün küllü suda veya 5-10 gün suda bekleterek erken kış aylarına kadar ekmeniz mümkün. Tohumları kurutmama rağmen yağlı olmaları küflenmelerine sebep oldu, bu yüzden ekme işini ertelemeyin veya tohumları kapalı kaplarda muhafaza etmeyin, en iyisi tohumu hazır eder etmez ekmek. Tohumdan yetiştirme çabamı bir yandan küçümseyen köylüler, öte yandan “kendi biten teynel su istemez”* diyerek desteklerini esirgemedi.

Madem fidan yer değiştirmeyi sevmiyor, beklemek de güzel, neden ellerimizle tohumunu bir kuytuya koyup üzerine bir avuç toprak atmayalım. Başka mümkünlerin taslağı ellerimizle yeşersin. O çiçek açacak bir hafıza değil midir?

*Defne’nin Silifke’deki yerel ismi: Teynel

Kaynaklar
https://yayin.ogm.gov.tr/yaydepo/447.pdf
http://www.efri.gov.tr/yayinlar/Son_defne_elkitabi.pdf
https://yayin.ogm.gov.tr/yaydepo/391.pdf