susun, nefes alamıyorum

İnsan dünyası dışından uzanan bir ipe dolanınca tohumlarla başlayıp bitkilere, -yoksa bitkilerle başlayıp tohumlara mı?,- sonra o bitkilerin üzerine konan kelebeğe arıya, böceğe derken… Önce bitkiyi sonra onu seveni görüyorsunuz veya birine bakarken diğerini farkediyorsunuz. En azından bende böyle oldu, olan. Sonra anlıyorsunuz ki hiçbir şeyin tek başına bir anlamı yok, hatta tek başına yok. Hep ilişkiler, hep bağlar, hep bir eken, hep bir diken, hep bir deren. Yeni yeni yerine oturuyor şu düşünce; bile isteye bir yerdeysek bir çağıran olmuştur; bir koku, bir taş, bir renk, bir ot, bir dal. Bunları duymak için sesizlik gerek. Kardeşim, hepimiz daha çocukken, çok gürültü yaptığımızda “Susun, nefes alamıyorum” derdi. Biz de güler, iyice tantanaya vururduk işi. O çocukla şimdi tanışmak isterdim.

Mercanköşk’ün çağırdığı Kutsal Mavi Kelebeği. Veya Kutsal Mavi Kelebeği’nin çağırdığı Mercanköşk.