öyle bir bağ ki

Uzak yok,
bir kelebek şarabını içmek için,
kalkıp ayağına gider mest edenin.
Bir insan da.

Katır tırnağı ve Burçalak adlarıyla bilinen Spartium junceum, Akdeniz’de 1700 rakıma kadar yetişebilen, Ege, Marmara ve Karadeniz’de doğal yayılışı bulunan bir bitkidir. Geçmişte Romalılar, Yunanlılar ve Kartacalılar tarafından halat, ağ, çanta, yelken imalatı, çatı örtüsü ve hatta kıyafetler için bir tekstil hammaddesi olarak kullanılıyorken zamanla bu geleneksel kullanımlar iki ülke dışında unutulmuş; İtalya ve Romanya. Oysa bir teksil ürünü olarak ketenden daha sağlam ve elastik oldukları belirtiliyor. Şu belgeselde bitkinin geleneksel işleme süreçlerini keyifle izlemek mümkün;

Katır tırnağı basmış çayırlara çıkılıyor. Dallar kesilip düzgünce demetlenip yine bir katır tırnağı dalıyla bağlanıp kaynatılıyor, yıkanıyor. Demetler açılıp ayakla çiğneniyor. Sonra kabuklar ayrılıp lif ortaya çıkarılıyor, çıkan lif tiftiklenip ip eğriliyor. Bitkinin çiçekleri toplanıp kaynatılarak ipler bu suyla boyanıyor. Belgeselin 2. bölümünde elde edilen kumaşla üretilen kıyafetler sergileniyor. Bu üretim sürecine Katır tırnağı yanında Türkiye’de de doğal yayılışı bulunan Cytisus scoparius (Kuş çubuğu) bitkisi de dahil ediliyormuş. İki tür birbirinden, birinin yapraklı diğerinin yapraksız veya az yapraklı olması, tohum keselerinin duruşu ve rengiyle ayırdedilebilir.

Yaşanılan yerde başlayıp biten bir döngü. Yaşamsal, sürdürülebilir, vicdanlı ama kalabalık. İnsan gerekiyor böyle bir üretim süreci için. Belgesel, belli ki yerel, sürdürülebilir bir üretimin yaşatılabilmesi niyetini taşıyor, orada olan orada olduğuyla bir değer kazanamıyor çünkü.

Hızlı büyüyen, çimlenme yeteneği çok yüksek ve bol tohumlu, azotu sabitleyen bu baklagil hakkında Pliny, yüzyıllarca önce ekimi köylüler için kritik önemdedir kaydını düşmüş. Diğer faydalarının yanında dalları asma ve genç ağaçları bağlamak için değerlendiriliyormuş. Burada asma bağlanan çubuklara, dallara “ferek” deniyor. Eee, bağlamak için ip de lazım. Bir bitki sürgününün ip olabilmesi bildiğim, gördüğüm en güzel köprü; insanı bitkiye, bitkiyi insana ulaştıran. Öyle bir bağ ki istesen dişinle koparabilirsin ama orada olmasından mutlusun. Bitki kendinden gelenden mutlu. Kendi çiçekleriyle boyanmaktan, bağlanmaktan, görülmekten, koklanmaktan.

Çiçekleri Suriye’de “Zahraa” olarak bilinen ve sindirime yardımcı olması amacıyla içilen bir bitki çayının bileşenlerinden biriymiş. Çiçek infüzyonu (%1) Türkiye halk tıbbında hafif yatıştırıcı ve idrar söktürücü olarak kullanılıyor (Baytop, 1984) Anadolu’da gastrik ülser tedavisi için çiçeklerin infüzyon yoluyla kullanıldığı kaydedilmiş. (Yeşilada ve diğerleri, 1993) Aynı ekip ellerinde bu kayıtlar bulunmasına rağmen bitkinin etkinliğini fareler üzerinde test etmiş. Bilim için kabul edilebilir sonuçlar hala hayvanların denek olarak kullanıldığı deneylerden geçiyor. Yüzyıllardır, hem de insanlar tarafından kullanılan bir bitki için buna neden ihtiyaç duyulduğunu anlamak mümkün değil. Nereye baksak başka bir yaşamanın vaktinin gelip geçiyor olduğunu görmemek de.

Sürgünlerin taze veya kurutulurak kardiyotonik, katartik, diüretik, emetik ve püberatif olarak kullanımları bulunuyor. Oldukça güçlü diüretik etkileri olduğu için yüksek dozlarda alınmasının mide sorunlarına yol açabileceği uyarısı yapılmakta. Dallarından süpürge, küçük gövdeli bitkilerle sepet yapılıyor. Çiçeklerinden elde edilen yağ parfümeride kullanılıyor. Kullanılır elbet, öyle güzel kokuyorlar ki.

Cins adı Yunanca katırtırnağı; tür adı ise Juncus türlerine benzetildiği için Latince saz gibi anlamına geliyor. Yapraklar bitki için çok az önemde, sıcaklar başlayınca su stresiyle baş edebilmek için hemen döküyor onları. Fotosentezin büyük bir bölümünü yeşil gövde sürgünleri yoluyla gerçekleştirebildiği için de sıcak, kuru iklimlere oldukça iyi bir adaptasyon sağlamış. Tohumların bir kaynakta 5, bir kaynakta 80 yıl canlı kalabildiği bilgisi verilmiş. Hangisi doğru bilmem. Ama tohumlarını aldım dağıtıp, ekip, saklayıp öğreneceğiz.

Dağı boyamaya memur mu edilmiş bu Katır tırnakları? Bir de bitkiler akmaz derler, su gibi. Çağlayanı tepede, incecik damarlarıyla akan sarı bir nehir gördüğüm.

Tohumların yangınlardan sonra çimlenebilme ve gövdenin de yeniden filizlenme kapasitesine sahip olduğu düşünülüyor. Bir bitki tek mevsimde 7.000 ila 10.000 tohum üretebiliyor. Kuvvetli kök sistemi yapması nedeniyle erozyon kontrolünde, kumul topraklarda kumul stabilizasyonu sağlamak, toprağa azot bağlayan bir bitki olması nedeni ile iyileştirme çalışmalarında ve keskin güzel kokulu çiçekleriyle hem arıcılık için hem de süs bitkisi olarak kullanılıyor. Erozyon kontrolü ve süs bitkisi olarak ekimi yapılan Amerika ve Yeni Zellanda da bugün mücadele edilmesi gereken bir yabancı ot olarak görülmeye başlanmış. Kuraklığa en dayaklı süpürge bitkisi olması, koloni halinde yayılımı, yaban hayatın hareketlerini engelleyebileceği, toprağın bileşimini değiştirerek başka yabancı otların istilasını teşvik edebileceği, otlak ve orman yangınlarının yoğunluğunu artırabileceği düşünüldüğü için korkulmuş bitkiden. Doğaldır, çünkü bitkiye dair hikayelerden, onu başka şekillerde görebilme bilgisinden yoksunlar. Biz varsılız, hep burnumuzun dibindeydi Katır tırnağı ama değeri bilinmeyen varsıllık da işe yaramıyor işte. Herşeyi bir kenara bırakın keçiler bitkiyi öyle güzel yer ki. Zavallı,  çoğalmayı ummak şöyle dursun büyümeye fırsat bulamaz. Tohumlarını, orman kesimi yapıldığı için keçilerin otlatılmasının yasak olduğu bir alandan topladım. Burada çoğalıp bizim dağı da boyamasını bekliyorum.

Sonbaharda ya da Şubat Mart aylarında, tohumlarını direk açık alana ekmek en iyisidir, kök toleranssızlığı diyebileceğim bir davranış sergileyip kapalı alanda büyümem diyorlar. Tohumun sert kabuğunun zımparalanmasını tavsiye eden de var.  İlkbaharda budanan bitki daha güçlü gövde yapar. Yangın yoğunluğunu artırabileceğinden çit bitkisi olarak ekimi önerilmemekte. Yarı gölgede de yetişebilmesine rağmen tam güneş onun için en iyisi. Buradaki topraktan pay biçerek an azıyla yetindiğini, hatta yokta bittiğini, ne sulama, ne bakım, ne iyi toprak istemediğini söyleyebilirim. Bitki yumrularındaki nodüllerle ürettiği azotun bir bölümünü kendisi için kullanıp bir bölümünü de diğer bitkilerle paylaşıyor. Yetiştiği yerlerde hep gümrah bitki topluluklarının üyesiydi; Kılıç kekiğine, Tüylü Laden’e, Pıynar meşesine, soğanlı bitkilere, papatyagillere, kızılçamlara komşu.

Kaynaklar;
https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/15440478.2011.577277
https://www.arjournals.org/index.php/ijpm/article/view/1761
https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0031942299001983
https://pfaf.org/user/plant.aspx?LatinName=Spartium+junceum

Belgeselin 2. bölümü
https://www.youtube.com/watch?time_continue=1&v=v3iMNrfD8GA