orada mısın?

“ya uzaktan gelincik yakından lale kim?”
Manisa lalesi (Anemone coronaria)

Birlikte yaşadığı, aynı coğrafyayı paylaştığı bitkileri tanımaya çalışan bir acemiyim. Bunu sık sık hatırlatmam gerekiyor ve yine sırası geldi. Fotoğraflar göndererek bitkinin kim olduğunu soruyorsunuz. Eğer tanışabildiğim bir bitkiyse cevap veriyorum ancak cevap ‘bu budur’ olmuyor. Olduysa göğ yanım konuşmuştur, aman dikkat. ‘Şu olmalı veya olabilir ancak karşılaştırmalısınız’ diyorum. Tanıyorsam sadece cins adını paylaşıyorum. Verdiğim cevap, o bitkiye yönelmiş merakı sorumluluğa davet etmek amacı taşıyor. Her konuda tüm sorumluluklarımızı uzmanlara devrettiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Yeni uzmanlar atamak niye? Bunun bedelinin ne kadar ağır olduğunu görmemek mümkün değil. Bizi diğer canlılara hatta kendimize bağlayan ipler birer birer kopuyor. Tüm yazdıklarım ipleri elimize almamız gerektiğine dair bir çağrıdan ibaret. Sadece okuyanları değil en başta kendimi çağırıyorum; Yazı Yaban, neredesin?

Bir bitkinin fotoğrafını çekip bana gönderebilecek kaynaklara sahipseniz, onu araştırabilecek kaynaklara da sahipsiniz demektir. Bende de bundan daha fazla bir kaynak yoktu ve hâlâ da yok. Bitkileri öğrenmenin birden çok yolu var. Bunlardan biri de; sorularınızı, fotoğraflarınızla birlikte “Türkiye Bitkileri” veya “Türkiye Florası” gruplarında sormak. İki grubun da sosyal medya sayfaları var. Tabii doğru fotoğrafları çekmek kaydıyla; taban yaprakları, gövde yaprakları, çiçek, çanak yapraklar -varsa-, tohum, bitkinin genel görünümü. Bazen bunları çekmek de yeterli olmuyor, kök biçimi, yaşam biçimi, yapıların ölçüsü gibi bilgiler de gerekiyor. Çektiğiniz fotoğraflar yeterli değilse yönlendiriliyorsunuz. Yine de bazen sorulan sorulara yanlış cevaplar verildiğine rastlıyorum. Hem uzmanlar hem de amatörler cevap yazabiliyor ve yine bazen yazılan yanlış cevaplar düzeltilmeyebiliyor. Cevap aceleye gelmiş olabilir, bir ayrıntı gözden kaçmış olabilir. Cevabın tüm sorumluluğunu karşı tarafa yüklemek de haksızlık değil mi? Bir de cevabı alıp bitkiyi yemeye kalkanlar var ki, onları gözlerinden öperim. Yenilebilir bitkiler de dahil olmak üzere tanıştığım bitkileri hemen yemeye, kullanmaya başlamıyorum. Seneler geçiyor bazen, bazen en az iki mevsim. Bildiğimiz alfabe değil botaniğin dili; elifba. Kolay mı öyle hüpletmek. 2018 Kasım’ında yazmaya başladım Yazı Yaban’da. Bir arpa boyu yol gitmek ne haddime, haşhaş tohumu kadar yol alabildiysem şanslıyımdır.

Türkiye Bitkileri grubu defalarca anlatmaya çalıştığım gibi fotoğraflanan bitkilerle ilgili sadece bilgi vermekle kalmıyor amatörler ve uzmanlar tarafından oluşturulan bir internet kütüphanesinde bu bilgileri topluyor ve sergiliyor. Fotoğraflar ve çoğunlukla tanı anahtarlarıyla birlikte. İlginizi çekmez mi böyle bir kütüphaneye katkıda bulunmak? Bitkilerin birlikte kaydını tutmuş oluyoruz. İnternette tek bir fotoğrafla bile temsil edilmeyen binlerce bitkimiz var. Hele de tohum fotoğrafları, o kayıp gezegenler. Bitkiyi görmek de tanışmak da daha yolun başı. Tohumu eline almak, ekip o ilk yaprakları görmek; bir gezegenin güneşin etrafında dönüşünü izlemeye denk.

Bitkilerin kaydını birlikte tutmak neden önemli? Öncelikle birbirini tanıyan/tanımayan insanları bitkilerin buluşturması gördüğüm en güzel birlikteliklerden biri. İkincisi ve daha önemlisi bilgiyi herkes için ulaşılabilir kılıyor. Tabii interneti ve bilgisayarı olanlar ve bilgiye nasıl ulaşabileceğini bilenler için. Ulu arama motorunda tırmak içinde Peucedanum longibracteolatum (Dallı rezene) diye aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz belki. Toplam 236 sonuç geliyor ve çoğu sadece bitkinin adının geçtiği yazılara veya aynı araştırmanın farklı dergilerdeki bağlantılarına gönderiyor. Görsel arama sonucu ise sadece 33. Ve biri fotoğraflarını içeriyor. Ahmet Duran hocamızın tanısıyla Türkiye bitkileri projesine yapabildiğim küçücük bir katkı. Dallı rezene dar yayılışlı bir endemik. Antalya ve Mersin’de yaşıyor. Eğer bu bitkiyi fotoğraflamamış ve grupta paylaşmamış olsaydım, nasıl bir şeye benzediğini ve tanısını hiç göremeyecektik belki de; yaprağından tohumuna. Elbette ki fotoğrafları, hakkında yapılan araştırmalar vardır ama üniversite duvarlarını nadiren aşıp önümüze gelir o fotoğraflar ve bilgiler. Taşıdığı amaçlardan ve projeye dahil olan kişilerden tamamen bağımsız olarak “Türkiye Bitkileri” projesinin akademi duvarlarını hacklediğini düşünüyorum. Alexandra Elbakyan‘ın yayın tekellerini karşısına alıp binlerce paralı makaleyi ücretsiz olarak okumamızı sağlayan Sci-hub‘ıyla aynı kaynaktan besleniyor, üretilen her bilginin kamu malı olduğu, olması gerektiği düşüncesinden. Sci-hub, amacını ve hatta Elbakyan’ı da aşan yolculuğuna devam ediyor, “Türkiye Bitkileri” de.

Çok büyük bir gönül rahatlılığıyla bugün salgın için üretilen aşıların bile sahibi olduğumuzu iddia edebiliriz. Bilgi taş taş üstüne kurulur. Aşılar veya herhangi bir buluş incelendiğinde o taşları analarımızın, atalarımızın, hayvanların, bitkilerin, mantarların elleriyle dizdiğimiz o kadar açık bir şekilde gözümüzün önüne serilir ki. “Bazı kültürlerde çiçek hastalarının irininin bulaşıcı olabileceği, ama bazen de hastalıktan korunmak için kullanılabileceği biliniyordu. (Çinliler irinden tıbbi bir çeşit enfiye üretmişti).”* Edward Jenner 1796’da benzer bir yöntemi kullanarak ilk aşılamayı yaptığında henüz mikropların enfeksiyona sebep olabileceği bile bilinmiyordu. Anadolu’da geleneksel olarak yapılan çiçek aşısını anmadan geçemeyiz. Hatta Edward Jenner’ın bu yöntemi Anadolu’dan öğrendiğini düşünenler de var. Bilim henüz mikropların varlığını keşfetmeden ayırdına vardığımız gerçeklerden biridir bu. Patentler her ne kadar ayrımlara dayanarak bilgileri, kişilerin, şirketlerin, kurumların malı kılmaya kalksa da bu gerçeği gizlemeye güçleri yetmez. Gerçeklerin de yaraları sarma gücü vardır. Büyük ihtimalle Korona aşısını vurulamayacağım, en azından bütünün iyiliğini gözeten ve güvenebileceğim bir ilaca erişimim olamayacak ama gerçek aşısını çoktan yaptırdım. Hırsızları, katilleri tanıyorum.

Peucedanum longibracteolatum (Dallı rezene)

En önemlisi de bu grupların bir kalkan oluşturabilme potansiyeli. Bitki koruma ancak o bitkinin yanında yaşayıp onu tanımaya, anlamaya çalışan insanlar tarafından yapılabilir. Böyle insanların projeye katılımlarının cesaretlendirilmesi ve onurlandırılması bitkilerin yaşama alanlarına saygı duyulmasını ve korunmalarını da beraberinde getiriyor. Hangi bitkilerle birlikte yaşıyoruz? Sokağımızın başındaki hışırtı nedir, kuşlar bu ağaçta ne buluyor, o parktaki gölgesinde kitap okuduğumuz, simit bölüştüğümüz, çadır kurduğumuz ağaç hangisi, şu mavi şopar bahçedeki, kökleri kayanın oyuğunda seri gökte serseri, ya uzaktan gelincik yakından lale kim? Sorularla başlar, adını öğrenince seslenirsin, bazen medet dileyerek.

Yapraklarına düşen ışıkla gönlümü çelmişti, Dallı rezene. Sanki yağlanmış gibi parlıyordu uzaktan. Işığa yanaştım ben de. Cinsin genel adı Hınzır otu. Bizim hınzır hastalanmış, bir garip görünüyor ve kimliğini ele vermiyordu ve henüz tohum da yapmamıştı. Meyveleri de fena. Artık hangi duyguyla fotoğraflarını çektiysem onlar da farklı görünmüştü uzman gözlere. Ya fotoğrafın cilvesi ya da en güzel ışığı beklediğimden, kim bilebilir. Bu yüzden hocamız başka bir bitki türü olabileceğini düşünüp örnek istemişti. Gönderdiğim bitki materyali de üniversitede duruyor olmalı. Bildiğim tek şey tohumdan ektiğim ve artık bahçemizin de yuvalarından biri olduğu. Bu ikinci baharı olacak. Henüz sadece taban yapraklarını görebiliyorum. Bitkileri bilmenin, tanımanın gerçek anlamı da bu bence. Kişiyi bağlanmaya muktedir kılıyor. Ve tohumu alır ekersin. Aklın hikmeti elin, ayakların da hikmeti olabildiğinde yaşar bilgi. Bilgi çiçeği olur adı.

Bazı cinsler içinse hiç cevap alamama ihtimali var; örneğin Sığır kuyrukları (Verbascum sp.) ve Geven türleri için (Astragalus sp.) Sığır kuyruklarıyla ilgilenen hocamız vefat etmiş. Sanırım cinsle ilgilenip bu projeye dahil olan bir hocadan bahsediliyor. Veya belki artık Sığır kuyrukları’nın Türkiye’de bir sorumlusu yoktur, bilemiyorum. İşin akademik yönü yakın olmayı düşünemeyeceğim kadar uzak. Gevenler ise derya deniz ve tabii ki kimi istekli hocaların bilimsel çalışmalarıyla birlikte bir bürokrasi havuzunda debelendiklerini de tahmin edebiliyorum. Ki hangi artık zamanda girip eksik fotoğraflarımızı inceleyerek tanı koyabilecekler. Bazıları ise fotoğraftan tanınamıyor ancak bitki materyaliyle tanımak mümkün. O materyali yönergelere uyarak ya siz inceleyeceksiniz ya da bir uzmana göndereceksiniz. Bununla birlikte proje sayfalarını takip edip yeni tür avcılığı yapan ama hiç katkı sunmayan hocalar da var. Dahi yeni türün üzerine yayın yapmayı önemseyen ama varlığını umursamayanlar da. Çeşit çeşit. Bu çeşitlerin içinde yine de, yapılmaya çalışılan, Dallı Rezene gibi parlıyor. Üstelik acemiler de pişiyor.

“Türkiye Bitkileri” grubunda ben de soru soruyorum ancak bir cevap alsam da her bitkiyle ilgili kendi araştırmamı yapıyorum. Zaman ayırabildikçe, olabiliyorsa, yönümü değiştiren bir derine dalmadıysam, başa döne döne. Her dönüşte başka bir ayrıntıyı farkederek. 7 sene önce fotoğraflayıp kim olduğunu yeni öğrendiğim bitkiler olduğu gibi, ‘bu şu galiba’ deyip yanıldığım bitkiler de çok. Daha doğrusu ne zaman kestirmeden gitmeye kalksam, bir kolaylığa sırtımı dayasam yanıldığımı farkediyorum. Kaynak kitaplardan bitkileri tanımamıza yarayan tanı anahtarlarını buluyor, sadece türü değil aile ve cins özelliklerini inceliyor, kullanılan terimlerin anlamlarını çözüyor, bunların görsel temsillerini buluyor – çoğunlukla araştırma yazılarında yer alan bitkinin tüm yapılarını gösteren çizimler- ve bazen yine de tereddütte kalıyorum. O cinsin bütün üyelerini görmedim ki. Benim gibi bir acemi için tanıda tarif edilen bir karakterin ne anlama geldiğini kavramak çoğu zaman cinse dahil edilmiş bütün türleri görmeyi gerektiren bir bilmeceye dönüşüyor. Örneğin dün bir Alkanna türünü fotoğrafladım, dokundum, kokladım ama yemedim tabii. Eve dönünce kutsal kitabı açıp Alkanna cinsine tekrar baktım, fotoğraflamam gereken karakterleri not aldım, çünkü çektiklerim yeterli değildi. Oysa tanıştığım Alkanna türleriyle ilgili bir yazı bile yazmıştım. İşte bu kadar başa dönerek… Bilgiyi almakla, uygulayıcısı olabilmek farklı yataklarda akan nehirler. Bazen buluşuyorlar, zahmete katlanınca. Buluşma gerçekleşirse bir eşiği atlamışsınız gibi hissediyorsunuz ama iki adım ötede başka bir eşik daha var; Hoppp! Gün sonunda Alkanna’nın yaprakçıklarını, kaliksini (hem meyvede hem çiçekte), yapraklarını, korallayı, bitkinin oluşturduğu yastığı ölçeceğim ve tohumunu bekleyeceğim anlaşılıyor. Ve bir sonuca ulaşmayı umacağım. Olmadı Havaciva otu olduğu bilgisiyle yetineceğim. Bundan fazlasına ihtiyacım yok. Benimki ısrar ve tutku safi. Bazen komik de olabilen. Olsun. Yeter ki olsun diyorum, bir ateş yanıyor şuracıkta. Ateşin bekçisiyim.

* İnsan Vücudunun Öyküsü, Sağlık, Hastalık, Evrim, Daniel E. Lieberman, Say yayınları, 2. baskı, 2020, sy. 318

Sorularınızın adresi projeler;

Türkiye bitkileri https://www.turkiyebitkileri.com/tr/
Türkiye Bitkileri facebook sayfası; https://www.facebook.com/groups/106515485317
Türkiye florası https://www.facebook.com/groups/528641290571874

Yararlandığımız kaynak kitap;
Flora of Turkey and the East Aegean Islands (Davis 1965-1988; Güner ve ark.2000). İnternette 11 cildi pdf olarak bulunabiliyor.

Botanik terminolojisiyle ilgili Ege üniversitesinde yayınlanan Asuman Baytop sözlüğü;
http://izef.ege.edu.tr/db/AsumanBaytop.aspx

Yazı Yaban’da aynı konuyla ilgili yazılar;
http://yaziyaban.com/bitkileri-ogrenmek
http://yaziyaban.com/bahcenin-gercegi
http://yaziyaban.com/ot-toplayabilir-miyiz
http://yaziyaban.com/gercek-dikenler

Bitkilerin yayılış haritaları ve hangi rakımlarda yetiştiği bilgileri;
https://bizimbitkiler.org.tr/yeni/demos/technical (Arama kutusuna bitkinin bilinen Türkçe veya bilimsel adını yazıp aratmanız yeterli)

http://www.tubives.com (Sadece bilimsel adla arama yapılabiliyor.)