o kadar içeriden dur

Bozkırlarda, yarı çöllerde, hatta çöllerde bile yetişen Sarı Ban otu’nun, bütün bu renklerin, kokuların, merhemlerimizin kaynağı, bitkilerin;

  • Tozlaşmayı teşvik etme,
  • Don toleransı,
  • Besinlerin depolanması,
  • Yapısal takviye,
  • Yardımlaşma için sinyal verme,
  • Çeşitli çevresel koşullara ve strese uyum sağlama,
  • Güneşin zararlı ışınlarından korunma,
  • Simbiyotik mikroorganizmalarla etkileşim,
  • Haşere ve hastalıklara karşı savunma amacıyla ürettiği bileşikler. Ne güzel değil mi!

İnsanın tarım zehirine tamah edecek kadar savunmasız değil bitkiler. Sarı Ban otu (Hyoscyamus aureus); Patlıcangiller ailesinin diğer birçok üyesi gibi otçullardan korunmak için tropan alkaloidleri olan Hiyosiyamin ve Skopolamin üretiyor. Yaprağına, çiçeğine sulananlara, ‘gelip beni yeme, seni zehirlerim’ diyor. Zehirliyor da. Arıyı çeken bizi de çekiyor, otçulu iten bizi de itiyor. Onlardan bir daneyiz biz de. Ama zehire karşı idmanlı olan da yok değil. Bitkinin bilimsel adı Yunanca ‘hyos’ ve ‘kyomos” kelimelerinden türetilmiş; Hyos (domuz), Kyomos (fasulye). Domuz fasulyesi gibi bir anlama geliyor. İddiaya göre domuzlar herhangi bir zarar görmeden Sarı Ban Otu’nu yiyebiliyormuş. Bazı kelebek türleri de bu zehirli bileşiklere rağmen bitkileri yiyebilmek üzerine evrim geçirmiş. Bu sayede zehirleri bedenlerine alıyor ve potansiyel avcılardan korunabiliyorlar.

Öyle bir zehir düşünün ki bizim de ilacımız oluyor. Skopolamin özellikle benim gibi hareket hastalığından muzdarip olanlar için can simidi gibi bir şey. Hani ‘araba tutması’ diye biliriz ya, işte o. Bilim insanlarına göre hastalığın kaynağı herşeyin bu kadar hızlı olmasına beynimizin uyum sağlayamamasıyla ilgili. Yehuda Amichai’ın dizeleriyle söylersem; “Coğrafyanın hüznünü anlayabiliyor musun?” Dur…

Hyoscyamus’lar aynı zamanda ‘cadı’ merhemlerine giren bitki türlerinden. Cadılar bunu süpürgelerinin saplarına sürermiş -deri yoluyla da alınabiliyor-. Hazırlanan terkipleri kullanan kişilerin uçabildiğini düşünmesi terkibi hazırlayanların büyücülükle itham edilmesine sebep olan faktörlerden biri olmuş. Bitkilerle uğraşan kadınlar ‘cadılıkla” itham edilmiş edilmesine ama 19. yüzyıla kadar bitkilerin ürettiği bileşikleri metabolik atıklar olarak görenler fena yanılmış. Bugün onları izole edip ilaç yapıyor ve geleneksel olarak kullanmaya da devam ediyoruz. Örneğin doğuda ‘Henban’ olarak adlandırılan Ban Otu (Hyoscyamus niger), astım, ishal, karın ağrısı ve idrar kaçırma tedavisinde kullanılıyor. Bu yörede de açık yaraya yerleşen sinek kurtlarını düşürmek için çam püsesi ile birlikte kullanılıyor.

Öte yandan kültür bitkilerinde bu zehirlerin eser miktarda olması – çünkü yapay seçilime veya ıslaha tabi tutuldular- bitkinin savunma mekanizmasını kırmak anlamına geliyor. Yine de ellerinden geleni yapıyorlar. Yine de. Sırf bu yüzden şu tohum alma işinde en tatlısından, en irisinden, en parlağından tohum almaya hiç elim gitmiyor.

Öyle dur… O kadar içeriden dur, şu gerçeklere karşı dur ki geçsin bu mide bulantısı.