gülgilleri dermek

Rosa canina (Kuşburnu)

Gülgillerden, bitkilerin nasıl sınıflandırıldığından, Elias Canetti’den, İnsanlık Durumu’ndan, Bitkilerin En Güzel Tarihi’nden, Ivan Illich’ten, torbadan, anneler ve teyzelerden bahsetmek için oturdum yazının başına. Nereden başlayacağımı bilemiyorum açıkçası. Bütün bunların zihnimde birbirine attığı ilmekleri göstermenin keşke yazmak dışında bir yolu olsa. Bir hatırlayışın diğerine doğru uzanırken birden vazgeçip,  daha derinlerde duran, dilinin ucuna gelmiş ama bir türlü çıkmayı beceremeyen bir ânı, anıyı bulabilmek için nasıl dibe doğru dalışa geçtiğini gösterebilsem.

Noktaları birleştir oyunu gibi uğradığım yerleri sereyim buraya da okuyan kendi resmini çıkarsın. Öyle ki noktaların numarası yok, herkes istediği yerden başlıyor birleştirmeye ve her seferinde başka bir şey çıkıyor ortaya. Çerçevenin dışında kalan noktalar da olabilir dikkat etmek gerek. Örneğin tam yazıyı okurken bir yandan da tohum ayıklıyor olabilirsiniz. O tohum da bir noktadır.

NOKTALAR

“Şo allemtik immik min il-beka? Hıttebe ıv sılleka.” Ne öğretti annen görgülerden? Odundan ve ottan (anlamayı öğretti), Antakya’dan bir halk deyişi*

“Faydalı, besleyici ya da güzel olduğu için istediğiniz bir şeyi çantaya, sepete, ağaç kabuğu ya da yapraktan yapılmış bir ruloya, saçınızdan ördüğünüz bir fileye, elinizde ne varsa ona koyup eve -zaten kendisi de biraz daha büyücek bir torba ya da çanta, bir insan kabı olan eve- götürmek, sonra çıkarıp yemek, ya da paylaşmak, ya da kışa kadar dayansın diye daha sağlam bir kapta saklamak, ya da ilaç bohçasına, sunağa, müzeye, kutsal yere, kutsal sayılan şeylerin konduğu alana koymak, sonra ertesi gün de aşağı yukarı gene aynı şeyleri yapmak insanca bir şeyse, insan olmanın yolu bundan geçiyorsa, meğer ben de insanmışım, ilk defa bütünüyle, özgürce ve sevinçle.” Ursula K. Le Guin, “Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar”

” En temel düzeyde elde etmenin “zahmet ve sıkıntısı”yla yaşamın zorluklarına “katılma”nın hazzı, sürekli yinelenen ritmiyle insani yaşamı biricik ve çizgisel olmayan bir harekete döndüren biyolojik yaşam döngüsü içinde öylesine birbirlerine bağlıdırlar ki, emeğin acı ve mesaisinden tam anlamıyla sıyrılmak demek, biyolojik yaşamı en doğal hazlarından soymakla kalmayarak, insani yaşamı kendine özgü bütün canlılık ve hayatiyetten de yoksun bırabilecektir. İnsanlık durumu öyledir ki, acı ve mesai, yaşamın kendisini değiştirmeden giderilebilecek basit semptomlar değil; bağlı olduğu zorunlulukla birlikte bizzat yaşamın kendini hissedilir kıldığı hallerdir.” Hannah Arendt, “İnsanlık Durumu”

Jorge Luis Borges Hayali Çin Ansiklopedisi’nde der ki, hayvanlar şu sınıflara ayrılır;

A) İmparatora ait olanlar
B) Mumyalanmış olanlar
C) Evcilleştirilmiş olanlar
D) Süt domuzları
E) Sirenler
F) Olağanüstü olanlar
G) Başıboş köpekler
H) Bu sınıflandırmaya sokulmuş olanlar
İ) Kuduranlar
J) Sayılamayanlar
K) Çok ince devetüyü bir fırçayla çizilmiş olanlar
L) Ve Diğerleri
M) Az önce su testisini kırmış olanlar
N) Uzaktan sineklere benzeyenler

“Öğretmenlerinin onları tüketmeye zorunlu kıldığı eğitim paketlerini değerlendirmeye güdülenen öğrencilerin durumu hiç de sürülerini Borges’in sınıflandırma formuna uydurmaya çalışan Çinli köylülerinkinden farklı değildir.” Ivan Illich, “Okulsuz Toplum”

“Aristoteles’in yaptığı gibi, araştırmanın kendi kendisini amaç edinmesi, gerçek anlamda nesnel bir tutum değildir. Bunun araştırmacı açısından tek anlamı, araştırmacının kendini hiçbir yaptığına kaptırmaması gerektiğidir. Bu tutum insanın çoşkusunu ve dönüşümünü dışlar. Parmak uçlarının yaptığını bedenin fark etmemesini ister. İnsanın ne olduğu ile nasıl bilim yaptığı arasında hiçbir ilinti kurulmaz. Yasal sayılan tek şey, merak ve bu merakın getirdiği her şeye yer bulabilen tuhaf bir uzam duygusudur. İnsanoğlunun kendi iç dünyasında kurduğu kutular sistemine, merakın işaret ettiği her şey doldurulmaktadır. Bir şeyin icat edilmesi, bu sisteme girmesine yetmekte, ondan sonra icat edilene düşen, kutusunda öylece sessiz ve ölü kalmak olmaktadır.” Elias Canetti, “İnsanın Taşrası”

“Evrim kuramının bilimsel yararlılığı bile bana pek büyük gözükmüyor. Eğer her hayvanın koşullar uygun olduğunda bir başkasına dönüştüğü gibi geniş bir bakış açısından yola çıkılsaydı, daha kapsamlı buluşlar yapılabilirdi.” Elias Canetti, “İnsanın Taşrası”

“Kahin ona bir orman köpeğinin onu ısıracağını ve ısırıldığı yerde durup, oraya yerleşmesini söyledi. Lokros kısa bir süre sonra yola çıktı. Uzun yolları yürüyerek aştı ve Parnassos’un batı yamaçlarına geldiğinde, görmeden bir kuşburnu dikenine bastı. Bu diken ayağına battığı için günlerce yürüyemedi. Ancak çok geçmeden kahinin bahsettiği şeyi hatırladı ve ülkeyi kurması gereken yerin burası olduğunu anladı.” Deniz Gezgin, “Bitki Mitosları”

“Tohum zamanın içinde aynı zamanda da mekânda hareket etmenin bir yoludur” Jean-Marie Pelt, “Bitkilerin En Güzel Tarihi

Hani şu bakla tohumları bulunmuştu ya, 10.000 yaşında filizlenen. Eshab-ı Kehf öyküsündeki Yedi uyurlar, birer tohumdu belki ve uyandıklarında bıraktıkları dünyayı bulamadıkları için tekrar tohuma kaçtılar.

Evet buradan gideceğiz. Yeniçıktı yolunda görmüştüm Kuşburnu çalılarını.

Kuşburnu tohumları nasıl çimlendirilir?
Gerçekten tam bir orman köpeğidir Kuşburnu. Öyle bir ısırır ki. Ama bazı teyzeler hiç aldırmıyor buna. Köpeğin tam böğrüne dalıyor. Her yanını ısırıyor köpek, ama batırmıyor dişlerini. Teyze dalı neresinden eğeceğinin derdinde. İçeceği kuşburnu çayının hayaliyle yediği bir kaç çiziği hiç umursamıyor. Hem kimbilir bu onun girdiği kaçıncı çalı? Alıp yüzlerce tohumu bahçesine taşımış bir dev değil mi o? Fasulye ekiyor ve fasulye bitiyor işte. Göklere uzanmasa da olur, gövdesine tırmanıp çalacağı hazineyi ne yapsın?

Bir o çalıdan, bir bu çalıdan ne varsa toplayıp dönüyoruz evimize. Bazısı yaprağıyla bazısı dalıyla gelmiş. Avuç kadar alıcımız, biraz ahlatımız, gördüklerimizin izi var gözlerimizde. 3 kadın bağdaş kurup hikayelerin üzerine ayıklıyoruz meyveleri, tohumları. Başka kadınlar, başka teyzeler, anaların anaları da katılıyor hikayeye. Herkesin eli bu sofrada sanki. Kuşburnu’nun birazını tohum için ayırarak anadan kalma bir divanın üzerine seriyoruz nevalelerimizi.

Kuşburnu, gülgillerden bir gül (Rosa sp.) Bu yüzden tohum kapsülleri birbirine çok benzer. Neden sadece Rosa canina (Kuşburnu) meyveleri ile marmelat yapılır diye düşüneniniz varsa hemen  söyleyeyim, Erhan Tuzlacı’nın verdiği bilgilere göre tüm yabani gül türlerinin meyveleriyle pekmez, marmelat , hoşaf, komposto yapılabiliyor. Meyveleri yeniyor veya çay yapılıyor. Bazılarının petalleriyle (taç yaprakları) şurup, şerbet yapılıyor. Özelde ise şu türlerin adını vermiş, Tuzlacı;
– Rosa agrestis
– Rosa arvensis
– Rosa canina
– Rosa dumalis
– Rosa gallica
– Rosa hemisphaerica
– Rosa iberica
– Rosa micrantha
– Rosa pimpinellifolia
– Rosa pulverulenta
– Rosa sempervirens

Sarmaşık gül tohumu

Sonbaharda, olgunlaşıp koyu kırmızı rengini alan Rosa canina (Kuşburnu) meyveleri toplanır. Olgun meyveden tohum çıkarmak daha kolaydır. Meyveyi ezince içindeki tohumlar hemen baş gösterir. Çimlendirebilmek için tohumları hemen ekebilirsiniz -en iyi yöntem bu- veya 90 derece suda su soğuyuncaya kadar bekletip ekebilirsiniz. Bir çok yaban tohumu kışlama ister. Bütün tarifleri tohumlar sonbaharda ve açık ortama ekilecek düşüncesiyle veriyorum. Yani kuşburnu fidesiyle ilkbaharda karşılaşacaksınız. Aynı işlemle tüm gül çeşitlerini yetiştirebilirsiniz. Bu yöntemlerle ektiğiniz tohumlar tohumunu aldığınız güle, ağaca, çalıya benzemeyebilir. Yabana çeker çünkü. Bazı yerlerde “harap”, “yoz” gibi isimler uygun görmüşler bu yaban ağaçlarına. Belki tohumun iyisi, irisi demeden ekerseniz buradan ilk anasına bir yol döşeriz.

Kaynak; Erhan Tuzlacı “Yabani Besin Bitkileri ve Ot Yemekleri”
* Deyişi hatırlatan Yelda Büyükaşık Güzel’e çok teşekkür ederim.