çakal eriği değil ama…

O kadar özlemle bekledim ki yolunu. Daha bu sene çiçeğe durdu ve meyve verdi. Adana’nın Adalı köyünde yaşayan Güvem’in enikleri sökülüp yoğurt kovalarının içine ekildi, sonra bahçeye geldi. Çoğu vişne çıktı. Hatta vişne çiçek açtığında erik diye sarılacak kadar şaşkındım. 5 sene sürdü çiçeğe durması. Fideyle birlikte tohumlar da gelmişti. Bu güzel hediyeyi bana ulaştırana erik türlerinin fotoğraflarını gösterdim, Çakal eriği’nde karar kıldık. Oysa fotoğraflar çok yanıltıcı olabiliyor. Ben de o niyetle ektim ve dağıttım tohumlarını. Normalde Çakal eriği’ni her yerde görebilmem gerek ama bu tepede yok. Tıpkı Alıç’ı neredeyse yok ettikleri gibi onu da yerinden etmiş olmalılar.

Başımın üstünde yeri var ama Çakal eriği değilmiş malesef. Ağacı görmeden paçaları sıvamışım. Olmadığını belirgin dikenlerin yokluğundan, meyvelerinin şimdi olgunlaşmasından ve tadından anladım. Çakal eriği sonbaharda olgunlaşır, oldukça dikenlidir ve tadı acı, acımsı, ekşidir, olgunlaştığında sadece mavimsi-siyah mor renkli olur meyveleri. Bu türde rengini belli etmek bakınan şaşkınların yolunu bulması için çok önemli.

Tohum verdiklerime özür dileyerek haber etmek istedim. Peki kim? Ne olmadığını buldum ama ne olduğunu bulamadım. Bir yaban eriği olabileceği gibi, melez bir tür veya doğallaşmış bir ziyaretçi olabilir. Hem meyveleri çok küçük, hem ağaç az da olsa dikenli, hem de meyvenin tadı tatlımsı, mayhoş. Yaprak sapının bezeli olması, yaprak ve meyve ölçüleri, meyvenin durumu Prunus cocomilia olabileceğini gösteriyor şimdilik. (Meyveler sarkık değil- Prunus divaricata’da sarkık ve yaprak sapı bezesiz oluyor.) Zaten epi topu 4 türün doğal yayılışı bulunuyor Türkiye’de. Henüz listeye alınmasa da doğada kendiliğinden yetişmiş bireylerine rastlayabildiğimiz Prunus cerasifera’da ise meyve sarı veya kırmızı oluyormuş.

Hanimiş bahçemde Çakal eriği yokmuş. Komşularıma sorarak bu bölgede yaşadığı adresi buldum. Karamuk’un yanındaymış yuvası. Adres verme şekli bu; “şordaki kayada Karamuk var he, ihi orası.” İnsan kayasını, taşını, suyunu, havasını, böceğini, çalısını bilsin daha ne. Sonbaharda kapısını çalacağım.


Sevgili Yelda Güzel hocamızın (@yeldaguzelflora) verdiği bilgiye göre erik türü eski bir kültür varyetesi çıktı. Antakya’da da “Zillah” deniyormuş. Tabii hemen annemi aradım.

– Anne, “Zillah” diye bir meyve duydun mu hiç?
– Duymadım.
– Antakya’da yetişiyormuş, unutmuşsundur sen. Havva teyzeme soralım mı?
– Tütün kırıyorlar şimdi, tarlada. Akşama sorarız.

Benim anladığım şu; henüz kimsenin daha şekerlisini, irisini aramadığı zamanlarda analarımızın torbasına doldurduğu, bahçesine ektiği bir eriğe bakıyorum. Neyi paylaştığımızı bilin, beni çok sevindirdi bu hikaye. Bağım bağım bağlandım. Güvem dedim ama Çukurova’da kullanılan adlarından biri de Mamık’tır. Yıllardır Adalı köyünde yapılan şurubu bize de düşer, yazları içip ferahlarız. Önce meyveler yumuşayıncaya kadar azıcık kaynatılır, çekirdekleri çıkarılır süzülür, sonra tekrar ocağın üzerine alınır karıştıra karıştıra kaynatılıp şişelenir. Uzun ömürlü değildir, buzdolabında saklanır. Hepsi aynı anda olgunlaşmadığından şurup yapabilmek için biraz beklemek gerek. Olgunlarını seçe seçe yiyen Arap bülbülü’nden bize sıra gelir mi ki? Alıştı da artık, pencereden bakışıyoruz.

Henüz tarım alanları, insan yerleşimleri bu kadar yoğun değilken Adalı’da çokça yetişen bir erik türüymüş, Mamık. Şimdilerde azıcık kalmış. İnsanlar bol meyveleriyle baş edemediği için kesiyorlarmış. Nasıl diye sormayın öyle. Yiyemiyorsak, satamıyorsak boşuna yaşamasın diyorlar. Küçücük, hiç pazar yüzü görmemiş bir meyve, zaten pazara çıksa çırpınsa alıcı bulamaz. Hani belki ucuza satsan, ya da şifalı desen ancak. Tarım zehirleri boca edilmese, şekerli, lekesiz, kocaman olsun, çok dayansın denmese ne şifalı değildir ki? Adalı’da yetişen eriklerin hikayesi netleşti. Zaten bahar başından beri Adalı’ya gitmek istiyorduk şimdi koca Mamık’ın ayağına gidip, Ceyhan nehrinin hendeklerinde, aralarında, derelerinde başka Mamık var mı ona bakma zamanı. Bu ayrımı yapabildikten sonra anlatıcının dilinden koruğa benzer, mavi buğulu başka bir erik türünü daha Ceyhan Nehri’nin hendeklerinden topladıklarını öğrenebildim. Çakal eriği de çıktı meydana. Her ne kadar yoğun tarım yüzünden artık yerinden edilmiş olsa da.