bir su borusunun anıları

Domuzlarla birlikte

İçme suyu için verdiğimiz mücadele anlatmakla bitmez. Üstelik hâlâ bir takım dilekçeler, telefonlar, görüşmelerle su hakkımız için mücadele etmeye devam ediyoruz. Tam 6 sene oldu. Önce buraya yakın bir kaynaktan şişelerle su taşıdık. Sonra 1 tonluk depoyu arabanın arkasına yükleyip çeşitli zihni sinir projeleriyle getirdik suyumuzu. Neredeyse doksan derece eğimli bir yolda tıngır mıngır ilerleyerek. Arkada 1 tonluk depo olunca suyun kuvvetine dikkat etmek gerekiyor. Çok geçmeden buranın su idaresine başvurduk. Ihhh dediler. Bulunduğunuz yere su getiremeyiz, karlı değil, bir tek siz varsınız. Boruyu siz çekin biz gelip saati takarız. Git gel bir anlamı olmayacağını ve boruyu döşemekten daha çok yorulacağımızı farkedince mecbur kaldık. İki yol geçerek 700 metre su borusu çektik. Kestirmeden. Ama bu kestirme yolun çok büyük bir bölümü kayalık. Dolayısıyla boruyu gömemedik. Su borumuz kimi zaman güneşin, yağmurun etkisiyle, kimi zaman kendine boktan işler yaratan insanlar eliyle, kimi zaman iş makineleri yüzünden, kimi zaman domuzların dişleriyle patlatıldı. Boru tamir etmek rutin işlerimizden biri. Bu konuda çok deneyimliyiz. Sızdırmaz bağlantı aparatları, ölçüler, kesme biçme işleri ne ararsanız var. Ama bu sene o kadar sıcak, o kadar sıcak oldu ki, domuzlar susuzluktan serap görmeye başladı. Serap borumuzun içinden geçen bir yudum su. Bazen gece geç vakit yapılan saldırılara zamanında müdahale edemediğimiz için bize çıkabilecek tüm suyla banyo yapıyorlar, son damlasına kadar. Olay yerine vardık mı, gördüğümüz manzara karşısında hiç kızamadık. Öylesine eğlenmiş oluyorlar ki. Birbirlerini dürtükleyerek çamurda debelenmiş, taşları yerinden kaldırıp küçük göletler yapmış, sırtlarını en yakın Kızılçama sıvazlatmış, belli ki şarkı söyleyip, dans etmiş… Her sene 4-5 saldırıya fit oluyorduk. Şimdiye kadarsa irili ufaklı en az 10 saldırı yapıldı. Saldırı dediğime bakmayın, işin gırgırındayım. Domuzun su hakkı engellenemez.

Nihayetinde kişilikli bir su borumuz var artık. Her yerinde hayatın izlerini görmek mümkün. Devlet dairelerinin, düzenin, soğuğun, güneşin, domuzun, arının, kelebeğin, yağmurun, buzun, havanın. Tıpkı bizim gibi. Şikayetçi olmuş mudur bilinmez, domuzlara merhem olmaya. Niye olsun. İçinden geçeni, yol bulup akmak, akmak, akmak istediğini bilmiyor mudur? Domuzun mu insanın mı boğazına, bir ağacın köküne mi, bir kuşun kanadına mı, denize mi doğru? Cana karışmaya…