bir monoloğun mor benekli tanığı

– Aynı bohçadayız. Evrende bir bohça. Dünya bohçası. Rüzgarlar ve yağmurlar neler taşıyordur bize? İnsanın esintisini. Mikroplastik parçalı, sera gazlarıyla dolu. Bu yakınlarda nükleer santral açılırsa tanımadığın moleküller de dolaşacak çevrende. Bedeninin belki Çernobil’den, belki Fukuşima’dan sürüklenen rüzgarlarla tanıdığı ama hiç alışamadığı. Toprak ne veriyordur bize? Verebileceğinin en iyisini. Hoyratça deşilmesine, zehirlenmesine, gübrelenmesine, sürülmesine rağmen. Zehirli, zamansız ama parlak ve mutlaka göz alıcı yiyecekler. İnsanın saatine uygun. Bilmiyor değilim, yine de iyi bak kendine.

– Kendimi, kendime iyi bakamayacağıma inandırmaya çalışıyorum, çünkü bakamam, aynı bohçadayız. Al senin olsun kendim, bozdurup harcayabilirsin belki.

– Sabah güneşiyle boynunu uzatır Helilok. Yoklar toprağı kökleriyle ve güneşi yapraklarıyla. Ne alabilecekse bohçadan almak ve ne verebilecekse vermek için.